Altınçağ Müjdesi

Allah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Allah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Nisan 2010 Çarşamba

Altınçağ'da Sanat

Altınçağ'da SanatAltınçağ'da hayatın her anına hakim olan bolluk, zenginlik, güzellik ve ilerleme, sanat alanına da hakim olacaktır. Bu dönemde insanlar hep güzellikle karşılaşacak, ahlakları gibi, yaşadıkları yerler, bahçeleri, evlerinin dekorasyonu, kıyafetleri, dinledikleri müzik, eğlence şekilleri, tiyatroları, resimleri, sohbetleri de güzelleşecektir. Baştan beri üzerinde durduğumuz gibi, Altınçağ'ın en önemli özelliği Kuran'a bağlı ve Kuran ahlakının eksiksiz olarak yaşandığı bir dönem olmasıdır. Dolayısıyla insanlar, Allah'ın Kuran'da inanan kullarına müjdelediği güzelliklerin hepsini bu dönemde yaşayabileceklerdir. Allah ayetinde iman eden müminleri dünyada da güzel bir hayatla yaşatacağını şöyle bildirmektedir:

Sizin yanınızda olan tükenir, Allah'ın katında olan ise kalıcıdır. Sabredenlerin karşılığını yaptıklarının en güzeliyle biz muhakkak vereceğiz. Erkek olsun, kadın olsun, bir mü'min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz. (Nahl Suresi, 96-97)

Kuran'da Allah'ın emirlerine uygun olarak yaşanan ortamların bir nevi "barış yurdu" na dönüşeceğine dikkat çekilmiştir. Ve bu ahlaktaki insanların hem dünyada daha fazla güzellikle karşılaşacağı, hem de ahirette sonsuz bir cennet hayatıyla ödüllendirilecekleri müjdelenmiştir:

Allah barış yurduna çağırır ve kimi dilerse dosdoğru yola yöneltip-iletir. Güzellik yapanlara daha güzeli ve fazlası vardır. Onların yüzlerini ne bir karartı sarar, ne bir zillet, işte onlar cennetin halkıdırlar; orada süresiz kalacaklardır. (Yunus Suresi, 25-26)

Kuran Ahlakının Yaşadığı Ortamda Sanat

Kuran ahlakının hakim olduğu Altınçağ'da günlük yaşantının, sanat anlayışının, ekonominin, kısacası sosyal hayatı ilgilendiren her türlü konunun nasıl olabileceğini tahmin etmek mümkündür. Çünkü Kuran'da, hayatın her anını etkileyen bir anlayış tarif edilmektedir. Bunun temelinde ise her konuda, Allah'ın en fazla hoşnut olacağı, en güzel, en doğru ve akılcı olanı uygulamak vardır. Kuran'da tarif edilen bu anlayış ve akıl doğrultusunda, Altınçağ'da dünya tarihinde görülmemiş üstünlükte bir sanat anlayışının yaşanacağını söyleyebiliriz.

Günümüzde, sanatın farklı alanlarıyla uğraşan insanların önemli bir bölümü, yaptıklarını bir meslek olarak düşünmektedirler. Bu insanlar için kazanç sağlamak genelde sanatlarından çok daha önce gelir. Bu ise hem yaptıklarını kaygı ve endişe içerisinde gerçekleştirmelerine, hem de asıl güzel gördüklerini ve içlerinden geleni değil de, maddi çıkar ve itibar kazanacakları şeyi yapmalarına neden olmaktadır. Bu nedenle de ortaya daha önce hiç denenmemiş yeni sanat eserleri çıkarmak için çaba sarf etmeleri gereksizdir. Ellerinde hazır ve kısa sürede maddi kazanç sağlayacak bir yol varken, zor olanı ve çaba gerektireni tercih etmezler. Geniş düşünmeye gerek duymazlar, çünkü önemli olan yapacakları işi bir an önce bitirip, karşılığını almalarıdır. Oysa bir sanatçı için en önemli konulardan biri geniş ve özgür düşünebilmesi ve sürekli yenilikler üretebilmesidir.

Öte yandan, eğer bir sanatçı gerçekten ortaya çok kaliteli ve düzeyli eserler çıkarsa bile, bu sanatçıyı destekleyip eserlerini topluma ulaştırması gerekenler muhtemelen bunu "piyasa" açısından karlı bulmamakta ve desteklememektedir. Günümüzde pek çok kuruluş, kalite, düzey, anlam, estetik gibi sanatsal değerleri değil, sadece çok satmayı ve çok para kazanmayı düşündükleri için, "sanat" ve "sanatçı" etiketleri altında son derece kalitesiz, düzeysiz, anlamsız ve çirkin şeyleri topluma sunmaktadır.

Altınçağ'da tüm bu olumsuzluklar ortadan kalkacaktır. Çünkü herkese ulaşan bir bolluk ve refah ortamı oluşacaktır. Dolayısıyla sanatla ilgilenen kimselerin maddi kaygıları kalmayacak, son derece huzurlu ortamlarda yeteneklerini gereği gibi kullanabileceklerdir. Sanatın İlahi bir güzellik olduğu anlaşılacak ve böylece sanata gereken önem verilecektir. Sanatçılar Allah'ın yarattıklarında gördükleri güzelliklerden aldıkları ilhamla benzersiz eserler ortaya koyabileceklerdir.

Kuran ahlakından ve derinliğinden kaynaklanan bu eserlerde, benzersiz bir kabiliyet ve çok zengin bir akıl gücü olacaktır.

Ahir zamanla birlikte sanatta yaşanacak olan büyük gelişmenin bir diğer nedeni ise, şu anda sanat dünyasında bir hayli yaygın olan "çirkinliği tasvir etme" eğiliminin ortadan kalkacak olmasıdır. Sözkonusu eğilim, materyalist felsefenin topluma hakim olması sonucunda yayılan nihilist ve karamsar fikirlerden doğmaktadır. Sanat adına, insanları karamsarlığa sürükleyecek, yaşamdan soğutacak, gerilim ve bunalıma sokacak ürünler ortaya konmakta, çirkinlik bir değer olarak görülmektedir. Resimlerin, heykellerin ya da müziklerin konuları, özellikle ölüm, acı, nefret, yalnızlık, amaçsızlık, anlamsızlık gibi konulardan seçilmektedir. Bu durum, inançsızlığın insan ruhunda meydana getirdiği karmaşa ve tahribatın doğal bir sonucudur. Ahir zamanda ise inançsızlığin doğurduğu tüm bu psikolojik buhranlar ortadan kalkacak, insanlık Kuran ahlakının getirdiği mutluluk, huzur ve güvene kavuşacak ve bunun doğal bir sonucu olarak sanat da çirkinlikleri değil, güzellikleri tasvir eden bir uğraşı haline gelecektir.

İnsanın Çevresindeki Güzelliklerden İlham Alabilmesi

Sanatın özünde, düşünmek, incelikleri fark edebilmek, gördüklerinden zevk alıp bunları başkalarının da zevk alabileceği şekilde sunabilmek yatar.

Bu özelliklerin kaynağı ise Kuran ahlakıdır. Allah Kuran'da müminlere çevrelerinde gördükleri her varlığı incelemelerini, üzerinde düşünmelerini, Allah'ın yarattığı olaylardaki hikmetleri görebilmelerini emretmektedir. Allah'ın müminleri düşünmeye davet ettiği ayetlerden biri şöyledir:

Üzerlerindeki göğe bakmıyorlar mı? Biz, onu nasıl bina ettik ve onu nasıl süsledik? Onun hiçbir çatlağı yok. Yeri de (nasıl) döşeyip-yaydık? Onda sarsılmaz dağlar bıraktık ve onda 'göz alıcı ve iç açıcı' her çiftten (nice bitkiler) bitirdik. (Bunlar,) 'İçten Allah'a yönelen' her kul için 'hikmetle bakan bir iç göz' ve bir zikirdir. Ve gökten mübarek (bereket ve rahmet yüklü) su indirdik; böylece onunla bahçeler ve biçilecek taneler bitirdik. Ve birbiri üstüne dizilmiş tomurcuk yüklü yüksek hurma ağaçları da. (Kaf Suresi, 6-10)

Ayette bildirilenlerin her biri insanların hemen her gün rastladıkları varlıklardır. Ancak sadece çevresine hikmet gözüyle bakan müminler bitkilerdeki "gözalıcı ve iç açıcı" güzelliği fark edebilirler. Bir çileğin rengi, bir gülün kokusu, muzun kendine has kusursuz ambalajı, gökyüzünün yıldızlarla süslenmiş olması imanlı bir insana, diğer insanların asla kavrayamayacağı bir anlam ifade eder. Bu güzellikleri dile getirmenin, yorumlamanın, günlük hayatın içine taşımanın en önemli yollarından biri ise sanattır. Resim, müzik, dekorasyon gibi birçok sanat dalı da insanın içinde yaşadığı bu coşkuyu insanlara aktarabileceği yollardır.

Altınçağ'da insanlar arasında Kuran ahlakı egemen olacağı için, Allah'ın yarattığı her varlık ve her olay insanlarda büyük bir coşku yaratacak ve bu coşkuları sanatlarına da yansıyacaktır. O dönemde sanat anlayışı çok üstün bir seviyede olacak, şehir düzenlemelerinde, yapılarda, bahçe düzenlemelerinde, sanat ve eğitim merkezlerinde bu üstün sanat anlayışı her yönüyle kendini gösterecektir. Dünyaya Allah'ın Kuran yoluyla insana kazandırdığı derinlikle bakan sanatçılar eserleriyle herkesi hayran bırakacaklardır. Yaptıkları her yenilik, denedikleri her çalışma benzersiz olacak, insanlara şaşkınlık dolu bir zevk verecektir.

Altınçağ'da Sanatta Yaşanacak Gelişmeler

Kuran ahlakına sahip bir toplumun sosyal hayatının nasıl olabileceğini Kuran ayetlerine bakarak anlamak mümkündür. Çünkü Kuran'a uyan insanlar akıl ve vicdanlarına uyarak en doğruyu, en güzeli hemen fark edebilir, olumsuzlukları ortadan kaldırabilirler. Dolayısıyla Kuran terbiyesi almış, hayatını bu ahlak üzerine kuran bir insanın müzik, resim, tiyatro, edebiyat gibi sanat dallarında da çok önemli hizmetleri olacaktır.

Yukarıda örneklerini verdiğimiz gibi Allah Kuran'da hem günlük hayatta, hem de cennet hayatındaki sanat, estetik ve güzellik anlayışını müminlere bildirmiştir. Kuran'a bağlı olunduğunda, insanlar sanatı sadece müzik, edebiyat, resim gibi konularda kısıtlamazlar. Hayatın her alanında, sanat ve estetiği canlı tutmaya çalışırlar. Örneğin güzel konuşmak, nüktedan olmak, güzel ve göze hoş gelen mimik ve hareketlere sahip olmak, konuşurken sesi güzel kullanmak, zevkli ve kendine yakıştırarak giyinmek, ev dekorasyonu, bahçe düzeni, tadı ve görüntüsü açısından güzel yemekler yapabilmek, estetik sofralar hazırlamak, sevgi göstermek, örneğin bir çocuğa duyulan sevgi ve şefkati tüm içtenliği ile dile getirebilmek, veya aynı şekilde bir yaşlıya sevgi ve saygıyı en fazlasıyla gösterebilmek, misafir ağırlamak ve bunlar gibi birçok konuda müminler hep sanat anlayışlarını gösterirler.

Altınçağ da her insanın yaşamında sanatın bir yönünü sergilediği, insanların daima oluşturdukları eserlerle, bakışları, konuşmaları, tavırlarıyla diğer insanlara güzellik sunmaya çalıştıkları bir dönem olacaktır.

Altınçağ'da Sinema, Müzik, Tiyatro Alanlarında Yaşanacak İlerlemeler

Altınçağ'da yaşanacak olan üstün sanat anlayışını anlayabilmek için, cahiliyedeki sanat üzerinde biraz düşünmek gerekir. Günümüz sanatçıları tarafından meydana getirilen sanat eserlerinin büyük bir bölümünde taklit, monotonluk ve daha önceden yapılan eserlerin tekrar edilmesi dikkati çeker. Çoğu kişi düşünerek, çaba sarf ederek yeni eserler üretmeye çalışmaz, var olan tekrar edilir. Zaman zaman diğerlerinden biraz farklı bir eser ortaya çıkaran kişiler bulunsa bile, bu eser daha sonra binlerce kez taklit edilir ve yapılan değişiklik çok kısa bir sürede önemini kaybeder.

Herhangi bir müzik eserinin seslendirilmesinde bile çoğu zaman bir tekdüzelik yaşanır. Bir şarkı çok farklı enstrümanlarla, seste çok farklı iniş çıkışlar denenip, farklı farklı şekillerde yorumlanabilecekken, hep aynı kalıplar üzerinde çalışılır. Bunun altında da yeni fikirlere kapalı olunması, dar düşünülmesi ve insanlar arasında yaratılan rekabet ve çekişme yatar. Çoğu insan müzik konusuna da maddi bir çıkar ya da ün elde etmek niyetiyle yaklaştığından, ünlü olan kişileri ya da sevilen bir parçayı taklit ederek ön plana çıkmaya çalışır. Bu nedenle de müzikte hep belli akımların arkasından gidenler, birbirinden hiç farkı olmayan eserler ortaya çıkarırlar. Yeni bir akım çıkana kadar aynı ritm, aynı melodi, aynı sözler tekrar edilir.

Tiyatroda da bu tip eserlerin ortaya çıkmamasının sebebi aynıdır. Yüzyıllardan bu yana hep mevcut olanlar, yeni düzenlemelerle tekrar edilir. Hatta hareketler ve konuşmalar bir yerden sonra o kadar tekdüzeleşir ki, devamlı bir tiyatro izleyicisi konuşmaları ezbere söyleyebilecek hale gelir.

Kimin nerede ne tepki vereceğini hemen anlar. Günlük hayattan bir anı canlandırmak için yapılan konuşmada, normal hayatta olmayan mimikler, ses tonu, hitap şekli, üslup, tavırlar kullanılır.

Oysa Kuran ahlakının yaşandığı Altınçağ'da herkes güzelliklerden hakkıyla zevk almayı öğrenecek, her konuda olduğu gibi sanatta da en güzelini, göze ve kulağa en hoş geleni seçecektir. Altınçağ'ın sağladığı refah ve bolluk ortamında sanatçılar herkesi hayran bırakacak eserler ortaya çıkarabileceklerdir. Gerek müzikte gerekse diğer sanat dallarında çok fazla sayıda ve birbirinden farklı eserler ortaya çıkacaktır ve bu eserler de birbirinin benzeri olmayacaktır. Daha önce hiç görülmemiş güzellikte müzik klipleri, eğlence şekilleri geliştirilecek, hayatın her anı çok zevkli hale getirilecektir.

Elbette günümüzde de güzel eserler meydana getiren insanlar vardır. Ancak bu insanların sayısı baştan beri belirttiğimiz nedenler dolayısıyla kısıtlı kalmaktadır. Bu yüzden de şu an sadece belli yerlerde ve belli kişilerin istifade edebildiği güzellikler, sanat eserleri mevcuttur. Altınçağ'da ise bu güzellikler tüm insanların kullanımına sunulacaktır.

Burada sayılanlar Altınçağ'da sanat alanında sağlanacak ilerlemelerden sadece bir kaç örnektir. Kuran'a eksiksizce tabi olunduğu her ortamda müminlerin hayatı hem sanatsal açıdan hem de zenginlik, bolluk ve bereket açışından eşsiz bir güzellik içinde olur. Allah, insanlar samimi olarak iman ettikleri taktirde onları nasıl nimetlerle ödüllendireceğini, bu nimetlerden mahrum kalmalarının tek nedeninin ise, inkar etmeleri olduğunu şöyle bildirir:

Eğer insanlar (Allah'a karşı isyanda birleşip) tek bir ümmet olacak olmasaydı, Rahman'ı (Allah'ı) inkar edenlerin evlerine gümüşten tavanlar ve üzerinde çıkıp-yükselecekleri merdivenler yapardık. Evlerine kapılar ve üzerinde yaslanıp-dayanacakları koltuklar ve (daha nice) çekici-süsler (de verirdik)… (Zuhruf Suresi, 33-35)

Altınçağ'da Adalet

Altınçağ'da AdaletPeygamber Efendimizin hadislerinde bildirildiğine göre Altınçağ öncesinde toplumda çok büyük bir bozulma ve adaletsizlik hüküm sürecektir. Hırsızlık, sahtekarlık, dolandırıcılık alabildiğine artacak, ihtiyaç içinde olan gözetilmeyecek, sadece çok küçük bir zümre bolluk içinde yaşayacaktır. Kuran ahlakının hakim olduğu dönemde, yani Altınçağ'da ise toplumun her kesiminde gerçek anlamda adalet, huzur ve güven dolu bir ortam olacaktır. Yaşanan bu adalet dolu ortamın bir sonucu olarak insanlar hiçbir sahtekarlığa, kötülüğe, haram fiillere de yanaşmayacaklardır. Çok büyük bir huzur ve güven sağlanacaktır. Ahir zamanda yaşanacak olan adalet dolu ortamdan hadislerde şu şekilde bahsedilmektedir:

… Yeryüzü zulüm ve işkence ile dolduğu gibi onu doğruluk ve adaletle doldurur.

Yeryüzü, zulüm ve işkence yerine adaletle dolacaktır.

Adalet o kadar bol olacak ki, zorla alınan her mal sahibine geri verildiği gibi, bir insanın başkasına ait olup da, dişinde kalmış birşey bile sahibine iade edilecektir... Yeryüzü emniyetle dolacak ve hatta birkaç kadın, yanlarında hiç erkek olmaksızın, rahatlıkla, hacca gidecektir.

Malı, eşit bir şekilde insanlara dağıtacaktır. Onun adaleti her yeri kaplayacak. Zulüm ve fıskla dolu olan dünya, o geldikten sonra adaletle dolup taşacaktır... Hz. Mehdi'nin zamanında, adalet o kadar bol olacak ki, zorla alınan her mal sahibine geri verildiği gibi, bir insanın başkasına ait olup da, dişinde kalmış birşey bile sahibine iade edilecektir... Yeryüzü emniyetle dolacak ve hatta birkaç kadın, yanlarında hiç erkek olmaksızın, rahatlıkla, hacca gidecektir.

Allah Adaleti Emreder

Ey iman edenler, kendiniz, anne-babanız ve yakınlarınız aleyhine bile olsa, Allah için şahitler olarak adaleti ayakta tutun. (Onlar) ister zengin olsun, ister fakir olsun; çünkü Allah onlara daha yakındır. Öyleyse adaletten dönüp heva (tutkuları)nıza uymayın. Eğer dilinizi eğip büker (sözü geveler) ya da yüz çevirirseniz, şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır. (Nisa Suresi, 135)

Yukarıdaki ayette bildirildiği gibi Allah müminlere her zaman için adaletli olmalarını emretmiştir. Kuran ahlakının hakim olduğu bir dönemde de bu nedenle adalet, inananlar tarafından tam anlamıyla yaşanacaktır. Tüm insanların her türlü imkandan faydalanması sağlanacak, isteyene istedikleri misliyle verilecek, ihtiyaç içinde olan korunup, gözetilecektir. Bu yüzden de insanlar Kuran ahlakına uymayan hiçbir davranışta bulunmayacak, haksızlık, zulüm tamamen ortadan kalkacaktır.

Altınçağ'da Kuran'daki her ayet çok büyük bir titizlikle uygulanacak, bunun sonucunda da cennet benzeri, huzur, barış ve güzellik dolu bir ortam oluşacaktır. Bu ortamda yaşayan bir Müslümanın en önemli özelliklerinden biri ise her durum ve şartta adaleti ayakta tutması, insanların adalet içinde yaşamaları için çaba sarf etmesi ve kendisinin de bu konuda hiçbir zaman taviz vermemesidir. Kuran ahlakının yaşandığı bir toplumda hayatın her anında adalet ayakta tutulacaktır. Hiçbir insanın haksızlığa uğramasına, emeğinin karşılığını almamasına, sefalet içinde yaşamasına, geçim sıkıntısı çekmesine izin verilmeyecektir. Hiçbir insandan yapabileceğinden fazlası istenmeyecek, bunun yanında her türlü kolaylık ve imkan da sağlanacaktır. Kuran'da iman eden kulların, insanlar arasında her zaman için hak ve adaletle hükmetmelerini emreden ayetlerden bazıları şu şekildedir:

Şüphesiz Allah, adaleti, ihsanı, yakınlara vermeyi emreder; çirkin utanmazlıklardan (fahşadan), kötülüklerden ve zorbalıklardan sakındırır. Size öğüt vermektedir, umulur ki öğüt alıp-düşünürsünüz. (Nahl Suresi, 90)

Şüphesiz Allah, size emanetleri ehline (sahiplerine) teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emrediyor... (Nisa Suresi, 58)

Yarattıklarımızdan, hakka yöneltip-ileten ve onunla adaleti kılan (uygulayan) bir ümmet vardır. (Araf Suresi, 181)

Ey iman edenler, adil şahidler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır... (Maide Suresi, 8)

Günümüzde dünya üzerinde çok büyük bir adaletsizlik ve insanlar arasında eşit olmayan bir gelir dağılımı yaşanmaktadır. Açlıktan ölen çocuklar ya da tek bir ekmek için birbirlerini öldürmeye çalışan insanların görüntüsü akla hemen sosyal adaleti getirir. Dünyanın en zengin 200 kişisinin servetlerinin 2.5 milyar insanın servetine denk gelmesi, dünya üzerinde yaşanan adaletsiz sistemin en açık göstergesidir. Bu insanlar hala servetlerine servet katmakla uğraşırlarken, akıllarından bir an bile bu insanlara yardım etmek geçmemektedir. Sırf zevk ve sefahat için harcanan ya da amaçsızca yığılıp biriktirilen paralar, belki de açlıktan ölen yüzbinler için bir çıkış yolu, kurtuluş umudu olabilecekken, bu insanlardan yüz çevrilmiştir. Allah ayetlerinde yoksullara, ihtiyaç içinde olanlara yardım etmeyen bu insan karakterini şu şekilde anlatır:

Hayır; aksine, siz yetime ikram etmiyorsunuz. Yoksula yedirmek için birbirinizi teşvik etmiyorsunuz. Mirası, sınır tanımaz (helal, haram aldırmaz) bir tarzda yiyorsunuz. Malı 'bir yığma tutkusu ve hırsıyla' seviyorsunuz. (Fecr Suresi, 17-20)

Bunlar bencillik, kendi çıkarlarını düşünme, yardımlaşma ve dayanışma duygularının yok olması gibi ahlaki bozulmaların sonuçlarıdır. Bu durumda da yine tek çözüm Kuran ahlakının toplumlarda yaygın şekilde yaşanması olacaktır. Çünkü Kuran'da tarif edilen ahlaka sahip insanlar, adil, şefkatli, merhametli, ihtiyaç içinde olana yardım eden kimselerdir ve ancak böyle bir ahlaka sahip olan insanların varlığıyla yeryüzünde adalet, bolluk ve bereketli bir hayat gerçekleşebilir.

Kuran'da insanlar arasındaki sosyal adaletin sağlanmasına yönelik ayetlerden bazıları şunlardır:

Sevdiğiniz şeylerden infak edinceye kadar asla iyiliğe eremezsiniz. Her ne infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilir. (Al-i İmran Suresi, 92)

Altını ve gümüşü biriktirip de Allah yolunda harcamayanlar... Onlara acı bir azabı müjdele. (Tevbe Suresi, 34)

Ey iman edenler, kazandıklarınızın iyi olanından ve sizin için yerden bitirdiklerimizden infak edin. Kendinizin göz yummadan alamayacağınız bayağı şeyleri vermeye kalkışmayın ve bilin ki, şüphesiz Allah, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır, övülmeye layık olandır. (Bakara Suresi, 267)

Sadakaları açıkta verirseniz ne iyi; fakat gizleyip fakirlere verirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır. O, günahlarınızdan bir kısmını bağışlar. Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır. (Bakara Suresi, 271)

Ve onlar Rablerinin yüzünü (hoşnutluğunu) isteyerek sabrederler, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak ederler ve kötülüğü iyilikle savarlar. İşte onlar, bu yurdun (dünyanın güzel) sonucu (ahiret mutluluğu) onlar içindir. (Rad Suresi, 22)

Onlar, bollukta da, darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanlar (daki hakların)dan bağışlama ile (vaz)geçenlerdir. Allah, iyilik yapanları sever. (Al-i İmran Suresi, 134)

(Sadakalar) Kendilerini Allah yolunda adayan fakirler içindir ki, onlar, yeryüzünde dolaşmaya güç yetiremezler. İffetlerinden dolayı bilmeyen onları zengin sanır. (Ama) Sen onları yüzlerinden tanırsın. Yüzsüzlük ederek insanlardan istemezler. Hayırdan her ne infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilir. (Bakara Suresi, 273)

Eğer (borçlu) zorluk içindeyse, ona elverişli bir zamana kadar süre (verin). (Borcu) Sadaka olarak bağışlamanız ise, sizin için daha hayırlıdır; eğer bilirseniz. (Bakara Suresi, 280)

Kendileri, ona duydukları sevgiye rağmen yemeği, yoksula, yetime ve esire yedirirler. "Biz size, ancak Allah'ın yüzü (rızası) için yediriyoruz; sizden ne bir karşılık istiyoruz, ne bir teşekkür." (İnsan Suresi, 8-9)

İşte yetimi itip-kakan, yoksulu doyurmayı teşvik etmeyen odur. (Maun Suresi, 2-3)

Size ne oluyor ki, Allah yolunda infak etmiyorsunuz? Oysa göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. İçinizden, fetihten önce infak eden ve savaşanlar (başkasıyla) bir olmaz. İşte onlar, derece olarak sonradan infak eden ve savaşanlardan daha büyüktür. Allah, her birine en güzel olanı va'detmiştir. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. (Hadid Suresi, 10)

Altınçağ, Allah'ın tüm bu emirlerinin eksiksiz olarak yerine getirildiği, adaletin, fedakarlığın, yardımseverliğin en yoğun olarak yaşandığı, kutlu bir dönem olacaktır. Bu kutlu dönemde malı olan hiçbir sıkıntı duymadan ihtiyacı olana verecek, herkes birbirinin rahatını, refahını ve konforunu düşünecektir. Bu paylaşmanın sonunda herkes eşit refah seviyesine ulaşacak, açlık, sefalet gibi pek çok sorun kendiliğinden çözülecektir.