| Peygamber Efendimiz (sav)’in hadislerinde kıyamete yakın bir zamanda yaşanacak olan ahir zaman hakkında çok detaylı bilgiler ve işaretler yer almaktadır. Peygamberimiz (sav)’in verdiği bilgilere göre, bu dönemde birbiri ardınca pek çok önemli olay gerçekleşecektir. Ahir zamanın ilk devresinde dünyada büyük bir bozulma ve karmaşa hüküm sürecek, ikinci aşamada ise gerçek din ahlakının yaşanmasıyla birlikte yeryüzünde barış ve huzur hakim olacaktır. Ahir zamanın ilk aşamasında, Yüce Allah’ın varlığını kabul etmek istemeyerek ateizmi ve dinsizliği telkin eden birtakım felsefi sistemler nedeniyle, insanlar arasında büyük bir dejenerasyon yaşanacaktır. İnsanlık yaratılış amacından uzaklaşacak, bunun sonucunda büyük bir manevi boşluk ve ahlaki bozulma oluşacaktır. Büyük felaketler, savaşlar ve acılar yaşanacak ve tüm insanlar bu sıkıntılara son verebilmek için, “Nasıl kurtuluruz?” sorusunun cevabını arayacaklardır. Peygamberimiz (sav)’in hadislerindeki, ahir zaman alametleri olarak bildirilen bu gelişmelerin pek çoğu, günümüzde birebir haber verildiği şekilde gerçekleşmiştir. Son zamanlarda yeryüzünde savaş ve çatışmaların, terör, şiddet, anarşi ve kargaşanın, katliamların, işkencelerin giderek artmış olması ise, yine ahir zamanın ilk döneminin yaşanmakta olduğunun bir göstergesidir. Peygamberimiz (sav)’in hadislerindeki bilgilere göre Allah, bu karanlık dönemin ardından insanları ahir zamanın karmaşasından kurtaracak ve büyük bir kurtuluşa ulaştıracaktır. Allah, güzel ahlaktan uzaklaşan insanları, dejenerasyona uğrayan toplumları doğru yola iletmek için “Mehdi” yani “doğruya götüren” sıfatını taşıyan üstün ahlaklı bir kulunu vesile kılacaktır. Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde ve İslam alimlerinin açıklamalarında Hz. Mehdi’nin bu doğrultuda üç büyük sorumluluk üstlendiği bildirilmektedir. Hz. Mehdi öncelikle Yüce Allah’ın varlığını kabul etmek istemeyen ve dinsizliği destekleyen felsefi sistemlerin fikri olarak çürütülmesini sağlayacaktır. Diğer yandan İslam’ı, Kuran’da ve Peygamberimiz (sav)’in sünnetinde bildirildiği şekilde özüne döndürecektir. İslamiyet’i tüm bozulmalardan, hurafelerden arındırarak gerçek Kuran ahlakının yaşanmasını sağlayacaktır. Ahir zamanın ilk döneminde insanlığın içerisinde bulunduğu tüm karışıklıklara, toplumsal sorunlara, sosyal sıkıntılara çözüm getirecek, tüm yeryüzüne barış, huzur, mutluluk ve güzel ahlakın hakim olmasına vesile olacaktır. Hz. Mehdi ile aynı dönemde yeryüzüne ikinci kez gelecek olan Hz. İsa ise, özellikle Hıristiyan ve Yahudi dünyasına hitap edecek, onları içine düştükleri hurafelerden sıyrılıp Kuran ahlakını yaşamaya çağıracaktır. Hıristiyanların Hz. İsa’ya uymasıyla birlikte İslam ve Hıristiyan alemi tek bir inançta birleşecek ve dünya “Altınçağ” adı verilen büyük bir barış, güvenlik, mutluluk ve refah dönemi yaşayacaktır. İnsanların asırlardır özlemini duydukları bu kutlu dönem, hadislerin işaretlerine göre yarım yüzyıldan fazla sürecek ve Peygamberimiz (sav)’in zamanında yaşanan “Asr-ı Saadet” benzeri bir dönem olacaktır. Altınçağ’da yaşam o denli güzel olacaktır ki, tüm insanlar bu dönemde yaşamış olmayı isteyeceklerdir. Zamanın nasıl geçtiğinin farkına varmayacaklar, bu güzelliklerden daha fazla yararlanmak için Allah’tan ömürlerinin uzatılmasını temenni edeceklerdir. Altınçağ’a duyulan bu özlem Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde şöyle bildirilmiştir: Onun zamanında, büyükler “Keşke ben küçük olsaydım”, küçükler de “Keşke ben büyük olsaydım” diyeceklerdir. (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, sf. 48) (Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 17) Naim b. Hammad, İbni Abbas’dan tahric etti ki: Hz. Mehdi Bizim Ehli Beyt’ten bir gençtir. İhtiyarlarımız ona yetişemeyecek, gençlerimiz ise onu ümid edeceklerdir. (Ahir zaman Mehdisinin alametleri, Celalettin Suyuti, s. 23) Zamanı o kadar adil olacak ki, kabirdeki ölüler dirilere imrenecektir... (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 22) Peygamberimiz (sav) hadislerinde, insanların dünyada ve ahiretteki kurtuluşlarına vesile olacak çok kıymetli bir insan olan Hz. Mehdi’ye tabi olunmasını bildirmiş ve onun döneminde yaşanacak tüm bu hayırlara işaret etmiştir: İbni Ebi Şeybe ve Naim b. Hammad Fiten isimli eserde, İbni Mace ve Ebu Naim ise İbni Mes’ud’dan tahric ettiler. O dedi ki: ... O (Mehdi) arza sahip olur ve kendisinden önce baskı ve zulümle dolu olan arzı adaletle doldurur. Sizden O’na kim yetişirse, kar üzerinde sürünerek dahi olsa gelsin, O’na katılsın. Zira O Mehdi’dir. (Ahir zaman Mehdisinin alametleri, Celalettin Suyuti, s. 14) İnsanlar, Allah’ın Kuran’da inanan kullarına müjdelediği güzelliklerin hepsini bu dönemde yaşayabileceklerdir. Allah bir Kuran ayetinde iman eden müminleri dünyada da güzel bir hayatla yaşatacağını şöyle bildirmektedir: Erkek olsun, kadın olsun, bir mümin olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz. (Nahl Suresi, 97) Altınçağ'da Yeryüzü Adaletle Dolup Taşacaktır Allah Kuran’ın “Ey iman edenler, adil şahidler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır. Allah’tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır.” (Maide Suresi, 8) ayetiyle iman sahiplerine adaletli davranmalarını bildirmiştir. İnsanlar arasında hiçbir ayrım gözetmeden, sadece haktan ve doğrulardan yana, katıksız bir adalet, Kuran ahlakının bir gereğidir. Ancak Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde bildirildiği üzere, ahir zamanda insanlar Kuran’da bildirilen bu ahlaktan uzaklaşacak, adaletsizlik yeryüzüne alabildiğine hakim olacaktır. Nitekim günümüzde dünyanın dört bir yanında süregelen çatışmalar, savaşlar, öldürülen, sakat kalan, evlerinden yurtlarından sürülen, yüzlerce kilometre yolu yürüyerek barınacak yer arayan mültecilerin, sokaklarda yaşayan kimsesiz çocukların, yardıma ve bakıma muhtaç, kimsesizliğe terk edilen yaşlıların durumu adaletin gereği gibi uygulanmadığının açık bir göstergesidir. Ancak Hz. Mehdi’nin ortaya çıkışıyla birlikte yeryüzünde hüküm süren bu durum sona erecek, tüm dünyada benzeri görülmemiş bir adalet ortamı sağlanacaktır. Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde Hz. Mehdi döneminde yaşanacak olan bu adil ortam şöyle haber verilmektedir: ...Şu ümmetin Mehdi’si Hasan ve Hüseyin’dendir. Dünya hercü merc içinde kaldığında, fitneler zuhur ettiğinde, yollar kesildiğinde, bazıları bazısına hücum ettiğinde, büyük küçüğe merhamet etmediği, büyük büyüğe vakarlı davranmadığında; Allah, bu sırada, onlardan adavetin (düşmanlığın) kökünü kazıyarak dalalet kalelerini fethedecek ve evvelce benim ayakta tuttuğum gibi, ahir zamanda dini ayakta tutacak, önceden zulümle dolu olan dünyayı adaletle dolduracak birini gönderecektir. (Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 12) Dünya hayatının bir günü kalsa Allahü Teala o günü uzatır, benim ehli beytimden bir adam gönderir. Onun ismi benim ismim gibidir. Babasının ismi babamın ismi gibidir. Zulüm ve kötülükle dolmuş dünyayı, adalet ve dürüstlükle dolduracaktır. (Ebu Davud. Tirmizi.) (Büyük Fitne Mesih Deccal, Saim Güngör, Pamuk Yayınları, s. 80) Ebu Davud ve Tırmizi/ Büyük Hadis Külliyatı, Rudani 5.Cilt, s. 365) Onun adaleti her yeri kaplayacak ve insanlar arasında Hz. Peygamberin sünnet-i seniyyesi ile muamele edecektir. (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 20) Dünyanın Pek Çok Yerine Hakim Olan Savaş, Terör, Çatışma ve Anarşi Ortamı Hz. Mehdi Döneminde Son Bulacaktır Geride bıraktığımız 20. yüzyıl “Savaşlar Yüzyılı” olarak anılmaktadır. İçinde bulunduğumuz 21. yüzyıl da yine savaşlar ve terör olayları ile başlamıştır ve halen de bunlar dünyanın dört bir yanında devam etmektedir. Günümüzde hiçbir ülke terör saldırılarından yana güvende değildir. Avrupa’dan Amerika’ya, Asya’dan Afrika’ya kadar dünyanın dört bir yanında terörist bombalamalar, kundaklamalar, uçak kaçırmalar, rehin almalar, iç çatışmalar, masum ve sivil insanları hedef alan terörist saldırıların yanısıra günlük hayatta karşılaşılan bireysel şiddet olayları da büyük bir hızla devam etmektedir. Bugün ABD’den Angola, Uganda, Nijerya gibi Afrika ülkelerine; İngiltere, İspanya, Fransa gibi Avrupa ülkelerinden Sri Lanka, Tayland, Japonya gibi Asya ülkelerine; Ortadoğu ülkelerinden Latin Amerika’ya kadar birçok ülkede terör binlerce insanın canını yakmakta ve çok büyük maddi kayıplara neden olmaktadır. İnsanlar terörizmle, evlerinde otururken, bir sinemada film izlerken, bir alışveriş merkezinde dolaşırken, otobüste yolculuk ederken ya da işyerlerinde çalışırken hiç beklemedikleri bir anda karşılaşmaktadırlar. Terörizmin evlerine kadar girmiş olması, doğal olarak insanlarda büyük bir tedirginlik, korku ve endişeli bir bekleyiş oluşturmaktadır. İnsanlar kalabalık ortamlara girmekten, toplu taşıma araçlarını kullanmaktan çekinmekte, günlük hayatlarını yaşayamaz hale gelmektedirler. Kısacası terörizm, tüm dünyaya büyük yıkım getirmekte, insanların hayatları üzerinde çok olumsuz etkiler oluşturmaktadır. Peygamberimiz (sav), hadislerinde ahir zamanda yaşanacak bu ortamı şöyle tarif etmektedir: ... Sonunda da belalar, fitneler ve hoşlanmayacağınız birçok kötü işler isabet edecektir. Arka arkaya öyle fitneler gelir ki, sonra gelen gittikçe daha büyük olduğu için önce geleni ince ve hafif bırakır. (İmam Şa’rani, Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 394-395, no. 733) Ancak yine Peygamberimiz (sav)’in müjdelerine göre, bu korku ve şiddet dolu karanlık dönemin ardından Allah Hz. Mehdi vesilesiyle tüm insanlığı büyük bir kurtuluşa ulaştıracaktır. Yeryüzündeki tüm fitneler, savaşlar, katliamlar, terör, şiddet ve anarşi eylemleri son bulacak; yerini aydınlık, barış ve huzur dolu bir döneme bırakacaktır. Hadislerde Hz. Mehdi’nin “fitneleri önleyeceği” şöyle bildirilmektedir: Fitneleri önlemenin kendisine zor gelmeyeceği ve öldürmenin de onu vazgeçiremeyeceği Ehli Beytime mensup birisi sahip olmadan günler ve geceler bitmeyecektir... (Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 12) Tozlu, dumanlı karanlık bir fitne görülecek, bunu diğerleri takib edecek, ta ki Ehli Beytimden kendisine Mehdi denilen bir zat çıkıncaya kadar. Şayet ona yetişirsen, ona tabi ol ve hidayete erenlerden ol. (Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 26) Zulüm ve İşkenceye Dayalı Uygulamalar Son Bulacaktır Tarih boyunca gönderilen tüm elçiler, yaşadıkları toplumlara barış ve adalet getirmiş, peygamberlerin gelişi ümmetlerin üzerindeki zulmün ve zorbalığın kalkmasına vesile olmuştur. Kuran’da elçilerin bu özelliği şöyle bildirilmektedir: Her ümmetin bir resulü vardır. Onlara resulleri geldiği zaman, aralarında adaletle hüküm verilir ve onlar zulme uğratılmazlar. (Yunus Suresi, 47) Hz. Mehdi de yeryüzüne geldiği dönemde bu özelliği taşıyacak ve Allah’ın izniyle tüm yeryüzündeki zulmün, işkencenin zorbaca uygulamaların son bulmasına vesile olacaktır. Peygamberimiz (sav) Altınçağ’da gerçekleşecek bu durumu hadislerinde şöyle müjdelemiştir: … Yeryüzü zulüm ve işkence ile dolduğu gibi onu doğruluk ve adaletle doldurur. (Süneni-i Ebu Davut, 5/93) Yeryüzü, zulüm ve işkence yerine adaletle dolacaktır. (Kıyamet Alametleri, s. 163) Bir başka hadiste ise Hz. Mehdi’nin, bu dönemde köleliğe dayalı tüm uygulamaları da ortadan kaldıracağı ve tüm kölelerin özgürlüklerine kavuşacakları da haber verilmektedir: ... kölelerini bedellerini ödeyerek sahiplerinden alacak ve azat edecektir. (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 47) Sosyal Adalet En Güzel Şekilde Uygulanacaktır Dünyanın pek çok yerinde yaşanan sosyal adaletsizlikler; bencillik, kendi çıkarlarını düşünme ve yardımlaşma ile dayanışma duygularının yok olması gibi ahlaki bozulmaların sonuçlarıdır. İnsanların bir bölümü sefaletle mücadele ederken, diğerleri zenginliklerinin verdiği ayrıcalıkları kullanmaktadır. Buna göre zenginler adaletten daha fazla yararlanmakta, fakirlerden üstün tutulmayı kendilerinde bir hak gibi görmekte, adalet mekanizmalarını kendi menfaatleri için yönlendirmeye çalışmaktadırlar. Kuran’da bu insanların gösterdiği ahlak şöyle bildirilmektedir: Hayır; aksine, siz yetime ikram etmiyorsunuz. Yoksula yedirmek için birbirinizi teşvik etmiyorsunuz. Mirası, sınır tanımaz (helal, haram aldırmaz) bir tarzda yiyorsunuz. Malı ‘bir yığma tutkusu ve hırsıyla’ seviyorsunuz. (Fecr Suresi, 17-20) Kuran ahlakında ise “… Allah için şahidler olarak adaleti ayakta tutun. (Onlar) ister zengin olsun, ister fakir olsun; çünkü Allah onlara daha yakındır. Öyleyse adaletten dönüp heva (tutkuları)nıza uymayın…” (Nisa Suresi, 135) ayetiyle bildirildiği gibi, Allah insanlar arasında zengin fakir ayrımı yapmadan adil davranmayı emretmektedir. Bunun yanı sıra bazı toplumlarda dil, ırk, etnik köken gibi özellikler de çok büyük önem taşımakta ve adaleti uygulayan kimselerin kararlarına etki edebilmektedir. Oysa farklı ırk ve milletlerin bulunmasının bir amacı, çatışma ve savaş değil, kültürel bir zenginliktir. Bu çeşitlilik Allah’ın yaratışındaki bir güzelliktir. Kuran ahlakına göre, insanlar Allah Katında yalnızca imanlarının ve Allah korkularının derinliği ile üstün olabilirler. Dolayısıyla Kuran ahlakının tüm yeryüzüne hakim olması, yeryüzünde bu anlayış eksikliğine bağlı olarak yaşanan sosyal adaletsizlikleri ortadan kaldıracak en güzel ve tek çözüm yoludur. Kuran’da tarif edilen İslam ahlakı, adil, şefkatli, merhametli, zengin fakir ayrımı yapmadan ihtiyaç içinde olana yardım etmeyi gerektirmektedir. Kuran’a göre gerçek adalet, sadece Allah rızası gözetilerek, Allah’tan korkarak sağlanan bir adalettir. Böyle bir adalet hedeflendiğinde, ne şahsi bir menfaat, ne dostluk, ne düşmanlık, ne de kişinin hayata bakış açısı, dili, ırkı, teninin rengi kararlarında etki edemeyecek, sadece haktan yana karar verilecektir. Allah’ın izniyle Altınçağ’da böyle bir ahlak tüm toplumlara hakim olacak ve gerçek adalet, gerçek huzur ve güven tüm yeryüzüne hakim olacaktır. Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde Altınçağ’da yaşanacak olan bu durum şöyle haber verilmektedir: İnsanlar oldukça hayırlı, yaşantıları gayet rahat olacaktır. (El Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 54) Benim ümmetim o devirde öyle bir refah bulacak ki, o güne dek onun mislini kesinlikle bulmamıştır... (Sünen-i İbni Mace, 10-347/ Ramuz el Ahadis, s. 508) Hadislerin işaretlerine göre Altınçağ’da, toplumda ihtiyaç içinde olanın gözetilmemesi, sadece çok küçük bir zümrenin bolluk içinde yaşaması gibi adaletsizlikler son bulacaktır. Komşusu açken kimse tok yatmayacak, tek yanlı zenginlik utanç vesilesi haline gelecektir. Egoistlik ve bencillik ortadan kalkacağı için herkes birbirini yemeğe davet edecek, maddi manevi tüm imkanlarını birbiriyle paylaşacaktır. Halkın birbirine karşı olan merhameti alabildiğine artacak, herkes birbirini zengin etmeye çalışacaktır. Güçlü olan haklı olmayacak, haklı olan güçlü olacaktır. Kuran ahlakının hakim olduğu bu dönemde toplumun her kesimindeki insanlar arasında çok büyük bir eşitlik yaşanacak, huzur ve güven dolu bir ortam olacaktır. Bu ortamın bir sonucu olarak insanlar hiçbir sahtekarlığa, kötülüğe ve haram fiillere de yanaşmayacaklardır. İnsanlar Arasında Barış ve Huzur Hakim Olacaktır Altınçağ’da yaşanacak olan tüm güzelliklerin yanı sıra toplum yaşantısı da son derece huzurlu olacaktır. Allah, iman eden ve dinine yönelen insanlara, o döneme dek görülmemiş güzellikte bir yaşam sunacaktır. Allah Kuran’da, güzellik yapan, Kuran ahlakına uyan kullarını daha güzeli ve fazlasıyla nimetlendireceğini şöyle müjdelemektedir: Allah barış yurduna çağırır ve kimi dilerse dosdoğru yola yöneltip-iletir. Güzellik yapanlara daha güzeli ve fazlası vardır. Onların yüzlerini ne bir karartı sarar, ne bir zillet, işte onlar cennetin halkıdırlar; orada süresiz kalacaklardır. (Yunus Suresi, 25-26) Ayette bildirilen “güzellik yapan” insanlara vaat edilen “barış yurdu” Altınçağ’da tam anlamıyla yaşanacaktır. Kuran ahlakının yaşanması, “…Allah’ın verdiği rızıktan yiyin, için ve yeryüzünde bozgunculuk (fesad) yaparak karışıklık çıkarmayın.” (Bakara Suresi, 60) ayeti gereğince, insanların karışıklığa, huzursuzluğa ve sıkıntıya yol açabilecek her türlü tavırdan sakınmalarını sağlayacaktır. Toplumlar, her zaman için Kuran ahlakına uygun huzur ve sükunet dolu, itidalli, hoşgörülü, sorunları akılcı bir şekilde çözme arayışı içinde olan, olayları tırmandırmayan aksine her zaman uzlaştırıcı yönde olan bir tutum sergileyeceklerdir. Tüm Düşmanlıklar Sona Erecektir Kuran ahlakının tüm dünyaya hakim olması sonucunda insanlar arasındaki kin, husumet, düşmanlık gibi duygular son bulacak, tüm yeryüzüne barış ve huzur hakim olacaktır. Peygamberimiz (sav) Altınçağ’ın bu önemli özelliğini hadislerinde şöyle haber vermektedir: Kap su ile dolduğu gibi yeryüzü barışla dolacaktır. Hiçbir kimse arasında bir düşmanlık kalmayacaktır. Ve bütün düşmanlıklar, boğuşmalar, hasetleşmeler muhakkak kaybolup gidecektir. (Sahih-i Müslim, 1/136) Yeryüzü zulüm ve düşmanlıkla dolduktan sonra, mutlaka benim Ehli Beytim’den birisi çıkar. Ve nasıl daha önce zulüm ve düşmanlıkla doluysa, O dünyayı adaletle doldurur. (Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 11) Altınçağ’da, önceden aralarında husumet olan halklar arasında çok büyük bir kardeşlik yaşanacak, tüm sorunlar sevgi ve güzel ahlak ile çözüme kavuşturulacaktır. Tüm Yeryüzü Emin ve Güvenli Bir Hale Gelecektir Hadislerin işaretlerine göre, Altınçağ’da yaşanacak hayat, barış ve esenlik dolu olacaktır. Dünyadan anarşinin, terörün, kargaşanın, düşmanlığın, şiddetin tümüyle kalkması sonucunda insanlar cennet benzeri bir ortama kavuşacaklardır. Her türlü adil sistem oluşturulduğu ve tüm insanlar Allah korkusunu öğrendiği ve bunun şuuruna vardığı için hırsızlık, sahtekarlık, dolandırıcılık gibi toplumsal sorunlar yaşanmayacaktır. Cinayetler, saldırılar, taciz, iftira ve hakaret içeren eylemler ve toplum huzurunu bozacak her türlü tavır bozuklukları ve suistimaller ortadan kalkacaktır. Kavgalar, bağırtılar, tartışmalar, uyuşturucu almış insanların veya dengesiz insanların saldırma ihtimali son bulacak, insanlar bu tür eylemlerden kaynaklanan tüm endişe ve korkularından kurtulacaklardır. Yeryüzünün her köşesi insanların büyük bir rahatlık, huzur ve güven içerisinde yaşayabilecekleri emin beldelere dönüşecektir. Gece gündüz, her yerde güven içinde dolaşabileceklerdir. Herkes istediği saatte istediği yerde ailesiyle gezebilecek, çocuklarını hiçbir endişeye kapılmadan rahatlıkla okullarına gönderebileceklerdir. İnsanlar devlete duydukları güven ve saygıyı, onun birimlerine kolaylık sağlayarak göstereceklerdir. Kızgınlıkla hareket eden, ters davranan, zorluk çıkaran insanlar olmayacaktır. Aksine Kuran ahlakını yaşayan insanlar son derece yardımsever ve hoşgörülü tutumlarıyla, devletin yanında yer alacak, devlet birimlerinin işlerini kolaylaştıracak şekilde hareket edeceklerdir. Tüm devletler milletlerine güvenecek, halkın suç işleme ihtimaline dayalı, halkı potansiyel tehlike olarak gören kontrol sistemleri ortadan kalkacaktır. Halka güven esas alınacak, insanların beyanı yeterli olacak ve buna göre hareket edilecektir. Halk araştırmaya, doğruyu öğrenip buna göre hareket etmeye yönlendirilecek, ani infiallerin ve kitlesel eylemlerin oluşması doğal olarak sözkonusu olmayacaktır. İnsanlar her ne sorunları olursa olsun bunu sevgi, saygı ve uyum içerisinde kolaylıkla halledebileceklerini bilmenin huzur ve güvenini yaşayacaklardır. Hadislerde, o dönemde toplumda hakim olacak olan bu güvenli ortam çok çarpıcı örneklendirmelerle haber verilmiştir. Bu bilgilere göre, Altınçağ’da “kurtla koyun birarada otlayacak”, “çocuklar yılan ve akreple oynayacak ama zarar görmeyeceklerdir”. Bu güven ortamını tarif eden hadislerden bazıları şöyledir: ... Her yer emin bir hale gelir... (Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 58) ... Yeryüzü emniyetle dolacak ve hatta birkaç kadın yanlarında hiç erkek olmaksızın rahatlıkla hacca gidebilecektir. (El Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 47) ... Onun zamanında kurtla koyun bir arada otlayacak, çocuklar yılan ve akreple oynaşacak... (İmam Suyuti, Kıyamet Alametleri, Ölüm ve Diriliş, s. 179, 1699) Tüm Toplumlara Güzel Ahlak Hakim Olacaktır Tüm insanların çok büyük bir huzur, güven ve konfor içinde olacakları Altınçağ’ın en önemli özelliklerinden biri, Kuran ahlakının eksiksiz olarak yaşandığı bir dönem olmasıdır. İnsanlar Allah’tan korktukları ve ahirette tüm yapıp ettiklerinden sorguya çekileceklerinin bilincinde oldukları için bencillik, kin, öfke, nefret, haset, intikam hisleri gibi kötü ahlak özelliklerinden, yolsuzluktan, haksız kazanç elde etmekten, yalan söylemekten, başkalarının canına kast etmekten, rüşvet almaktan titizlikle sakınacaklardır. Bunların yerine insanlar arasında dürüstlük, yardımseverlik, fedakarlık, başkalarının iyiliğini, sağlığını, rahatını, güvenliğini düşünmek, sevgi, saygı, merhamet, vefa, sadakat, kardeşlik gibi güzel ahlak özellikleri hakim olacaktır. Allah’tan korkup sakınan, ihlaslı, tevekkül sahibi, herşeyi hayır gözüyle değerlendiren, çokça şükreden, vicdanlı, şefkatli, merhametli, adil, cesur, güvenilir, güçlü, onurlu, alçakgönüllü, anlayışlı, hoşgörülü, insancıl, sevecen, hakkı söylemekten çekinmeyen, sabırlı, öfkesine kapılmayan, hatalarında direnmeyen, çoğunluğa değil hakka uyan, sözüne sadık, vefakar, iffetli, uzlaştırıcı kimselerin varlığı üstün ahlaklı toplumlar oluşmasını sağlayacaktır. Allah korkusunun ve Kuran ahlakının yaşanması sonucunda ümitsiz, şevksiz insan kalmayacak, her işlerinde şevkle hareket edecek, topluma ve kendilerine faydalı kimseler haline geleceklerdir. Allah’ın kendileri için yarattığı güzellikleri ve çevrelerindeki nimetleri çok daha iyi görüp takdir edebilecek ve tüm bunlardan çok daha fazla zevk alabileceklerdir. İnsanlara, çocuklara karşı duyulan sevgi; yaşlılara, muhtaçlara olan şevkat ve merhamet hisleri çok fazla artacaktır. İnsanlar yanlarında çalışan kimselere karşı sevgi ve saygı dolu bir ahlak göstereceklerdir. Çalışanlarının ailelerini koruyup kollayacak, her sorunlarına ortak olup, her ihtiyaçları olduğunda toplumun her kesimi birbirinin yardımına koşacaktır. Toplumda sahtelik, basitlik, yüzeysellik tümüyle ortadan kalkacak; insanların kişiliklerine derinlik, samimiyet, ve kalite hakim olacaktır. İnsan ruhuna ve mümin kişiliğine yakışmayan her türlü adilik ve basitlik Kuran ahlakının yaşanmasıyla kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Yine Kuran ahlakının bir gereği olarak insanlar temizliğe de büyük önem verecek, hem çevrelerini hem de kendilerini olabildiğince temiz ve güzel hale getireceklerdir. Toplumun her kesiminde, tüm insanlar son derece temiz, şık ve bakımlı olacaklardır. Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde Altınçağ’da Hz. Mehdi döneminde yaşanacak olan bu ahlak güzelliği şöyle ifade edilmiştir: Tabarani, Evsad’da Amr. B. Ali tariki ile Hz. Ali b. Ebi Talib’den tahric etti: ... Cenab-ı Hak İslam'ı nasıl bizimle başlatmışsa onunla sona erdirecektir. Nasıl, Bizimle onlar aralarındaki şirk ve adavetten (husumet ve düşmanlıktan) kurtulmuş ve kalplerine ülfet (dostluk) ve muhabbet (sevgi) yerleşmişse, (onun gelişi ile) yine öyle olacaktır. (Ahir zaman Mehdisinin alametleri, Celalettin Suyuti, s. 20) ”... Onun döneminde iyi insanların iyiliği artar, kötülere karşı bile iyilik yapılır.” (Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 17) Altınçağ'da Fikir Hürriyetine Dayalı Bir Ortam Olacaktır İslam ahlakı, inanç konusunda insanlara tam bir hürriyet tanımaktadır. İslam’ın vahyedildiği dönemden günümüze kadar geçerli olan bu anlayış, İslam ahlakının da temelini oluşturmuştur. İslam ahlakına göre insan istediği inancı seçmekte özgürdür ve hiç kimse bir diğerini inanç konusunda zorlayamaz. Müslüman İslam olmasını talep ettiği kişiye sadece tebliğ yapmakla, Allah’ın varlığını, Kuran’ın Allah’ın hak kitabı, Hz. Muhammed (sav)’in ise O’nun elçisi olduğunu, ahiretin ve hesap gününün varlığını, İslam ahlakının güzelliklerini anlatmakla yükümlüdür. Ama bu yükümlülüğü sadece dini anlatma ile sınırlıdır. Allah Kuran’da bu durumu şöyle bildirmektedir: Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. Şüphesiz, doğruluk (rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu tanımayıp Allah’a inanırsa, o, sapasağlam bir kulba yapışmıştır; bunun kopması yoktur. Allah, işitendir, bilendir. (Bakara Suresi, 256) Kendisine İslam dini anlatıldığı zaman kişi kendi isteğiyle iman edip etmemeye, hiçbir baskı ya da zorlama altında kalmadan karar verir. İnsan doğruyu ya da yanlışı seçmekte özgürdür. Eğer yanlış seçimi yaparsa ahirette bunun karşılığını alacaktır. Peygamberimiz (sav)’in hadislerindeki bilgilere göre Altınçağ’da, Kuran ahlakının bir gereği olan bu fikir özgürlüğüne dayalı anlayış tüm toplumlara hakim olacaktır. Bunun sonucunda ise siyasi çekişmeler tamamen ortadan kalkacak, dostluk ve sevgi ortamı içerisinde tam bir demokrasi ortamı oluşacaktır. Başkalarına zarar vermemek şartı ile her türlü inanç özgürce yaşanacak, kargaşa ve çatışmaya sebebiyet vermeden herkes fikrini istediği gibi beyan edebilecektir. Tüm Dinler Barış ve Hoşgörü İçerisinde Olacaktır İslam dini, insanları dini inançlarını seçmede özgür bırakırken, diğer dinlere saygılı olmayı emreder. Bir insan Kuran’da batıl olarak tarif edilen bir inanca sahip olsa dahi, Kuran ahlakını yaşayan insanlar arasında huzur ve barış içinde yaşayabilir. Kendi inançlarına göre ibadetlerini özgürce yerine getirebilir. Hiç kimse bir diğerini kendi dininin ibadetlerini yerine getirmekten alıkoyamaz. Ya da bir insanı istediği şekilde ibadet etmeye zorlayamaz. Bu İslam ahlakına aykırıdır ve Allah’ın razı olmadığı bir davranış biçimidir. İslam tarihini incelediğimizde Peygamberimiz (sav)’in döneminde de herkesin özgürce ibadet edebildiği, inançlarının gereklerini yerine getirebildiği bir toplum modelinin hakim olduğu görülmektedir. Kuran’da Ehl-i Kitab’ın ibadet yerleri olan manastır, kilise ve havralardan da Allah’ın koruduğu ibadet mekanları olarak söz edilmektedir: ... Eğer Allah’ın, insanların kimini kimiyle defetmesi olmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah’ın isminin çokça anıldığı mescidler, muhakkak yıkılır giderdi. Allah Kendi (dini)ne yardım edenlere kesin olarak yardım eder. Şüphesiz Allah, güçlü olandır, Aziz olandır. (Hac Suresi, 40) Peygamberimiz (sav)’in hayatında bu ahlakın pek çok örneğine rastlanmaktadır. Peygamberimiz (sav), kendisiyle görüşmeye gelen Hıristiyanların kendi mescidinde ibadet etmelerini söylemiş ve bu iş için mescidi onların kullanımına bırakmıştır. (Ali Bulaç, Çağdaş Kavramlar ve Düzenler, İz yayıncılık, 16. Baskı, İstanbul, 1998, s. 241) Peygamberimiz (sav)’den sonraki halifeler devrinde de bu hoşgörülü anlayış korunmuştur. Şam fethedildiği zaman, camiye çevrilen bir kilise ikiye bölünmüş, bir yarısında Hıristiyanlar, öbür yarısında Müslümanlar ibadet etmişlerdir. (Ali Bulaç, Çağdas¸ Kavramlar ve Düzenler, İz yayıncılık, 16. Baskı, İstanbul, 1998, s. 241) Hadislerde tüm halkların barış ve huzur içerisinde yaşadıkları Asr-ı Saadet dönemi gibi, Altınçağ’daki Hz. Mehdi döneminde de aynı hoşgörü anlayışının hakim olacağı bildirilmektedir. Bu bilgilere göre Müslümanlar ile Hıristiyan alemi arasında karşılıklı hoşgörüye dayalı bir kardeşlik, şefkat ve merhamet anlayışı oluşacaktır. Hıristiyanların ve Yahudilerin tüm ibadethaneleri, havralar, kiliseler ve vakıfları koruma altına alınacak, kilise açmak isteyenlere, dini inançları doğrultusunda talepte bulunanlara, ibadetlerini yerine getirmek isteyenlere imkan tanınacaktır. Tüm Hıristiyanların ve Yahudilerin kendileri için kutsal sayılan topraklarında barış, huzur ve güvenlik içinde yaşamaları sağlanacak, her türlü sorun sevgi, saygı ve hoşgörü anlayışıyla kolaylıkla halledilebilecek, tüm halklar birbirleriyle uyum ve dostluk içerisinde yaşamlarını sürdürebileceklerdir. Altınçağ'da Benzersiz Bir Bolluk ve Bereket Yaşanacaktır Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde Altınçağ’da yaşanacak nimetlerin eşşizliği çok detaylı olarak anlatılmaktadır. Bu anlatımlara göre Altınçağ, ürünlerde ve mallarda çok büyük bolluk ve bereketin yaşandığı bir dönem olacaktır. Benzeri görülmemiş bir zenginlik yaşanacak, hayat pahalılığı, geçim sıkıntısı, açlık, sefalet ve darlık yılları tümüyle sona erecektir. İhtiyaç içinde olan kimse kalmayacak, herhangi bir talepte bulunana istediğinden kat kat daha fazlası verilecek, hiçbir şey sayılıp ölçülmeyecektir. Maddi manevi her türlü imkan insanların rahatı, konforu, neşesi ve huzuru için kullanılacak, en ufak bir sıkıntı, yokluk ve açlık yaşanmayacaktır. Peygamberimiz (sav) Hz. Mehdi döneminde gerçekleşecek olan bu bolluk ve zenginliği hadislerinde şöyle haber vermektedir: Ümmetimden Mehdi çıkacaktır. Allahü Teala Hazretleri, insanları zengin kılmak için onu gönderecektir. O zaman ümmetim nimetlenecek, hayvanlar bolluk içinde ve arzın nebatatı çok fazla olacak, Hz. Mehdi, insanlara eşit şekilde bol bol mal dağıtacaktır. (El Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 23) ... Mal da o gün çok birikmiş olacaktır. (Sünen-i İbni Mace, 10-347/ Ramuz el Ahadis, s. 508) İnsanlara malı ve eşyayı dağıtırken, saymadan bol bol verecektir. (El Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 21) O zaman ümmetim, iyisi kötüsü hepsi de mislini görmedikleri nimetlerle nimetlenir... (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 16) ... Mal da o kadar çoğalacaktır ki, hiçbir kimse mal kabul etmeyecektir. (Sünen-i Ibn-i Mace, 10/340) Tarımda Büyük Gelişmeler Kaydedilecektir Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde, topraktan da her zamankinden çok daha fazla ürün elde edileceği ve bu alanda da benzersiz bir bolluk ve bereketin görüleceği bildirilmektedir: İnsanlar bir ölçek buğday ektiklerinde karşılığında yedi yüz ölçek bulacak... Onun zamanında, insan birkaç avuç tohum atacak, 700 avuç hasat edecektir... (Kıyamet Alametleri, sf. 164/ El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 24) ... Yer yemişini (gıda ürünlerini) verecek ve insanlardan hiçbir şey saklamayacak (vermemezlik etmeyecek)tır... (Sünen-i İbni Mace, 10-347/ Ramuz el Ahadis, s. 508) …O zaman ümmetim nimetlenecek, hayvanlar bolluk içinde ve arzın nebatatı (bitkileri) çok fazla olacak… (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 26) Yine Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde haber verildiğine göre, Altınçağ’da yeryüzünün su kaynaklarında da büyük bir bolluk söz konusu olacak, bu sulama imkanlarının artmasıyla tüm topraklar görülmemiş bir şekilde bereketlenecektir: ... Çok yağmur yağmasına rağmen bir damlası bile boşa gitmeyecek, toprak bir tek tohum istemeden verimli ve bereketli olacaktır. (El Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 21) Hz. Huzeyfe’nin anlattığına göre, Resulullah Efendimiz şöyle buyurmuştur: ... Onun zamanında bütün sular tatlılaşacak, nehirler uzayacak, yeryüzü bitkilerini artıracak ve (içindeki) hazinelerini dışa çıkaracaktır. (En-Necmu’s-sakıb if Beyanı Enne’l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib, Tercüme eden: Ömer Dönmez s. 43) ... Onun devrinde, akan ırmaklar bile suyunu fazlalaştıracaktır... (El Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 31) ... Sema yağmurunu indirecek, yer bereketini çıkaracak, daha önce görülmemiş bir biçimde ümmetim onun zamanında rahata erecektir. (Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 9) Peygamberimiz (sav)’in bu hadislerinde Hz. Mehdi zamanında modern tarıma geçilmesi, yeni üretim tekniklerinin geliştirilmesi, tohum ıslahı çalışmaları ve yağmur sularının yeni barajlar, göletler yapılarak değerlendirilmesi sonucunda oluşacak üretim artışına işaret ediliyor olabilir. Günümüzde teknoloji çok büyük bir hızla gelişmekte, ürünlerin hem kalitesinde hem de üretim miktarında çok fazla artırıma gidilebilmektedir. Daha uzun süre dayanmaları ve daha az su ile büyümeleri de sağlanmaktadır. Yeni geliştirilen teknolojiler sayesinde ürünlerde çeşitlilik elde edilebilmekte ve dört mevsimde de her türlü meyve ve sebze yetiştirilmektedir. Altınçağ’da da tüm bu gelişmeler daha da artacak, ürünlerde olağanüstü bir kalite artışı olacaktır. Çok daha fazla mahsül veren, tadı, kokusu daha güzel ürünler yetiştirilecektir. Kuran’da bu konuya işaret eden bir ayette şöyle bildirilmektedir: Mallarını Allah yolunda infak edenlerin örneği yedi başak bitiren, her bir başakta yüz tane bulunan bir tek tanenin örneği gibidir. Allah, dilediğine kat kat arttorır. Allah (ihsanı) bol olandır, bilendir. (Bakara Suresi, 261) Hadislerin işaretlerine göre Altınçağ’da sulamaya büyük önem verilecek, her yerde geniş göletler, barajlar, geniş su kanalları, suni ırmaklar oluşturulacak, susuz hiçbir yer bırakılmayacaktır. Deniz, yağmur ve sel suları da arıtılarak tarımda kullanılacak, bu şekilde kurak bölgeler çok büyük bolluk ve berekete kavuşacaklardır. Günümüzde henüz çok dar bir alanda hayata geçirilmiş olan teknolojilerle tüm çöller yeşertilecek ve insanlık çok büyük bir ekim alanına kavuşacaktır. Yine hadislerdeki bilgilere göre, tarımda katedilecek tüm bu ilerlemeler sonucunda hayvanların kalitesinde de büyük bir gelişme kaydedilecek, her türlü hayvansal üretim artacaktır: ... Ümmet nimetlenecek, hayvanlar bol bol yiyip içecek, arz nebatını çıkaracak... (Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 15) Yeraltı Zenginlikleri Ortaya Çıkarılacaktır Hz. Mehdi döneminde yaşanacak bir başka gelişme de, yeryüzündeki tüm yeraltı zenginliklerinin ortaya çıkarılması ve bunların insanlığın refahı ve konforu için kullanılması olacaktır. Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde Altınçağ’ın bu özelliği şöyle haber verilmektedir: ... Hz. Mehdi hazineleri çıkaracak... (El Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 33) Onun zamanında yeryüzü içindeki hazineleri dışarıya fırlatacaktır. (El Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 43) … Arz, içerisinde gizlediği bütün zenginliklerini, altından ve gümüşten sütunlar halinde dışarı atacak. (İmam Şa’rani, Ölüm Kıyamet Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, s. 464) Bilim ve Teknolojide Büyük Gelişmeler Kaydedilecektir Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde bilim ve teknolojideki gelişmelere yönelik işaretler de yer almaktadır. Altınçağ’da tüm toplumlar arasında bilime karşı yoğun bir teşvik ve eğitim programı uygulanacak, teknolojik gelişmeler doruğa ulaşacak, insanlar teknolojinin bütün nimetlerinden alabildiğine faydalanacaklardır. Tıpta, tarımda, iletişimde, sanayi teknolojisinde, ulaşımda çok büyük gelişmeler yaşanacaktır. Tüm bu teknolojik ilerlemeler, insanların hayatlarına çok büyük bir konfor sağlayacaktır. Bu gelişmeler sayesinde çok büyük kolaylıklar yaşanacak, büyük bir hız kazanılacaktır. Ulaşım teknolojisindeki gelişmeler sonucunda insanların rahatı ve güvenliği en üst seviyede sağlanacak, zaman kaybı ve kaza riski en aza indirilecek, bunun için gereken her türlü önlem alınacaktır. İletişim teknolojisinde de önemli ilerlemeler sağlanacak, dünyanın dört bir yanıyla haberleşme ve bilgi alışverişindeki hız ve kolaylıklar en üst seviyeye ulaşacaktır (en doğrusunu Allah bilir). Tüm bu teknolojiler elde edilirken, insanların sağlığı ve konforuna zarar verebilecek her türlü sorunun ortadan kaldırılmasına da büyük önem verilecek bu amaçla teknolojinin zararlı yan ürünlerine karşı kesin tedbirler alınacaktır. Altınçağ’da yaşanacak bu değişimin en önemli özelliği ise, bu tip gelişmelerden tüm dünya halklarının adil bir şekilde faydalanmasını sağlamak olacaktır. Tüm olanaklar bütün dünya insanlarının kullanımına sunulacak, herkese aynı güzellikler, eşit imkanlar oluşturulacaktır. Tıpta ve İnsan Sağlığında Olağanüstü Gelişmeler Olacaktır Ahir zamanda teknolojik alanda yaşanan her gelişme, tıp alanında olağanüstü ilerlemelere yol açacaktır. Altınçağ’da yaşanan her türlü bilimsel ve teknolojik gelişme tıbbi çalışmaları hızlandıracak, Allah’ın izniyle hata payını çok düşürecek, insanların pek çok hastalığa yakalanmaları önlenecek, hastalıklara teşhis konmasını kolaylaştıracak ve tedavi imkanlarını artıracaktır. İnsan hayatına ve sağlığına büyük önem verilecek, insanlar doktor ya da ilaç bulamadıkları ya da geç veya yanlış tedavi yapıldığı için çaresizlik yaşamayacak, her ihtiyacı olana o an yardım edilecektir. Herhangi bir insan ayrımı yapılmadan, fakir zengin, yaşlı genç demeden, herkesin sağlık sorunlarına çok büyük bir özen gösterilecektir. Tüm insanların sağlığı için mevcut olan tüm imkanlar denenecek, her türlü ihtimal değerlendirilecektir. Gereken her türlü maddi manevi kolaylıklar da sağlanacaktır. Hastahaneler, ilaçlar, tedaviler ücretsiz hale getirilecek, yardıma ve bakıma muhtaç insanların ihtiyaçları kendilerine hiç hissettirilmeden en mükemmel şekilde giderilecektir. Tüm insanların sağlıklı bir yaşam sürebilmeleri için bilimin ve teknolojik gelişmelerin ışığında beslenme politikaları en mükemmel hale getirilecektir. Yiyeceklerdeki her türlü zararı bertaraf edecek çalışma ve ilmi araştırma yapılacaktır. Yiyeceklerin kolesterolünü ya da sağlığa zararlı diğer yönlerini ortadan kaldıracak bilimsel metodlar geliştirilecektir. Vücuda zarar veren her türlü yiyecek ve içecek ile ilgili tedbir alınacak, insanların kaliteli ve temiz besinlerle beslenmeleri sağlanacaktır. Bunun sonucunda da hastalıklar ve kalp krizi, yüksek tansiyon gibi nedenlere dayalı ölümler azalacak, insanların ömürleri görülmemiş bir şekilde uzayacaktır (en doğrusunu Allah bilir). Beslenmeyle birlikte tüm toplumlar sağlıklı bir yaşam için sporun gerekliliği konusunda da bilinçlendirilecek, zinde ve sportmen bir yapı oluşturulmasıyla pek çok hastalığın önlenmesi sağlanacaktır. Bunların yanı sıra, insanların yaşadıkları olaylara karşı teveküllü, birbirlerine karşı sevgi ve hoşgörü dolu bir ahlak göstermeleriyle birlikte psikolojik hastalıklar da ortadan kalkacaktır (en doğrusunu Allah bilir). Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde Altınçağ’da tıp ve sağlık alanında gerçekleşecek olan tüm bu gelişmelere işaret edilmiş ve bu dönemde insanların “ömürlerinin uzayacağı” şöyle bildirilmiştir: Onun zamanında... ömürler uzayacak ve emanet zayi olmayacaktır... (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 43) Tüm Dünyaya Üstün Bir Sanat ve Estetik Anlayışı Hakim Olacaktır Altınçağ’da hayatın her anına hakim olan bolluk, zenginlik, güzellik ve ilerlemenin, sanat alanına da hakim olacağı hadislerde işaret edilen bir başka gelişmedir. Altınçağ’da sanata büyük önem verilecektir. Tüm insanlar bu konuda yoğun olarak teşvik edilecek, estetik ve sanata olan eğilim olağanüstü derecede artacaktır. Bütün İslam alemi sanatta çok büyük ilerlemeler kaydedecektir. Müzikte, resimde ve diğer tüm alanlarda birbirinden güzel eserler ortaya çıkacak, Allah’a olan imanın insanlara verdiği geniş ufuk ve derin düşünce, tüm sanat dallarına öncülük edecektir. Bu dönemde insanlar hep güzellikle karşılaşacak; ahlakları gibi, yaşadıkları yerler, bahçeleri, evlerinin dekorasyonu, kıyafetleri, dinledikleri müzik, eğlence şekilleri, resimleri, sohbetleri de güzelleşecektir. Estetik olmayan, biçimsiz hiçbir yer, hiçbir bina kalmayacak, her yer estetik, göze hoş gelecek hale gelecektir. Pratik ve estetik geniş müstakil evler, havuzlar, bağlar, bahçeler artacak, mevcut alanlar, bahçeler güzelleşecektir. Sokaklara göze hoş gelen meyve ağaçları ekilecek, hemen her yerde küçük hayvanat bahçeleri oluşturulacaktır. Doğal parkların sayısı çok fazla artacak, insanların yaşadıkları yerlerde yoğun bir yeşillik hakimiyeti görülecektir. Halkın bizzat kendisinin de bakıp yetiştirmekten zevk alacağı binlerce bitki ve çiçek tüm şehir ve kasabaları süsleyecektir. Tüm bu mekanların ışıklandırılması, estetiği, boyanması son derece sanatkarane olacak ve herşey çok estetik hale getirilecek, dünyanın her yerine insan ruhunun çok hoşlanacağı büyük bir kalite hakim olacaktır. Tüm mekanlar, yollar, ibadethaneler, eğlence yerleri, dinlenme alanları, işyerleri, evler, insanların kılık kıyafetleri kısacası her yer tertemiz olacaktır. Bunun yanı sıra yerleşim merkezlerinde çevre kirliliğinin önüne geçilecek, hava kirliliğine neden olan her konuya çözüm getirilecektir. Aynı zamanda insanlar arasında hayvan sevgisi de teşvik edilecek, her türlü hayvanın rahatlıkla sevilebileceği ve incelenebileceği zevkli ve estetik ortamlar oluşturulacaktır. Aslan, kaplan, panter, çita gibi hayvanlar eğitilecektir. Çeşitli metodlar ve biyolojik tekniklerle saldırganlıkları ortadan kaldırılacak ve insanların rahatça bağlantı kurabileceği, sevgi gösterebileceği hale geleceklerdir. Şehirlerde ve kasabalarda leylek, pelikan gibi her türlü kuş çeşidi rahatlıkla barınabilecektir. Akrep, yılan gibi hayvanların zehirlerinin bilimsel metodlarla yok edilmesi sayesinde ise, bunların da insanlara zarar vermesi engellenecek, yılan bile estetik hale getirilecektir (En doğrusunu Allah bilir). Kuran ahlakının insanlara kazandırdığı sevgi anlayışı sonucunda hayvan düşmanlığı ortadan kalkacak, hayvanlara zarar verici tüm davranışlar giderilecektir. Böylece tüm hayvan nesillerinin yok olma tehlikesi ortadan kalkacak ve tüm hayvan türlerinde çoğalma sağlanacaktır. Ahir zamanda yaşanacak olan bu ortama Peygamberimiz (sav)’in bir hadisinde şöyle dikkat çekilmiştir: ...kişi, koyun ve hayvanlarına haydi gidin otlayın, diyecek, onlar gidecekler, ekinin ortasından geçtikleri halde bir başak bile ağızlarına almayacak, yılan ve akrebler kimseye eza etmeyecekler, yırtıcı hayvanlar kapıların önünde duracak da kimseye zararları dokunmayacak... (Kıyamet Alametleri, Pamuk Yayınları, s. 245) Habis El Hadrami’nin naklettiğine göre: ... Yılanlar çocuklarla, inekler aslanlarla geçinebilecek. (El Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 64) Altınçağ'da Tüm İnsanlar Hz. Mehdi'nin Yönetiminden Razı Olacaklardır Peygamberimiz (sav) hadislerinde Hz. Mehdi’nin önderliğinde yaşanacak olan Altınçağ’ın ne kadar hayırlı bir dönem olduğunu hatırlatmış ve bu devirde “denizdeki balıklardan havadaki kuşlara kadar yerdeki ve gökteki tüm canlıların ve tüm insanların Hz. Mehdi’den razı olduklarını” bildirmiştir: Mehdi ile müjdelenin... Ondan yer ve gök ehli razıdır... (Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 13) ... O zaman, yer ve gök ehli, bütün yabani hayvanlar, kuşlar, hatta denizdeki balıklar bile onun hilafetiyle sevineceklerdir... (El Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 31) Ebu Said Hudri Resulluh’dan rivayet ediyor: Mehdi’nin izleyicileri ona sığınırlar, bal arılarının kraliçe arıya sığındıkları gibi (onun yanında güven ve huzur bulurlar), o yeryüzünü adalet ve dürüstlükle dolduracaktır. (El Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 30) Allah, Kuran ahlakına uyan Müslümanlara, cennet hayatlarında sunulacak olan güzellikleri Kuran ayetlerinde ayrıntılı olarak bildirmiştir. Altından ırmaklar akan güzel mekanlar, pınarlar, durmaksızın akan kaynaklar, konaklar, köşkler, kıyafetler, yiyecekler, içecekler, mücevherler, güzel ahlaklarına karşılık sonsuz hayatta onlara verilecektir. Cennet Müslümanların her zaman kavuşmayı istedikleri sonsuz yaşamdır: Siz ve eşleriniz cennete girin; ‘sevinç içinde ağırlanacaksınız. Onların etrafında altın tepsiler ve testilerle dolaşılır; orada nefislerin arzu ettiği ve gözlerin lezzet (zevk) aldığı herşey var. Ve siz orada süresiz kalacaksınız. İşte, yaptıklarınız dolayısıyla mirasçı kılındığınız cennet budur. Orda sizin için birçok meyveler vardır; onlardan yiyeceksiniz. (Zuhruf Suresi, 70-73) İşte Altınçağ da tüm Müslümanlara böyle güzel bir hayatın dünyada hazırlanıp sunulmasıdır. Bu dönem Peygamber Efendimiz (sav)’in müjdelediği gibi cennetin dünyadaki bir müjdesi, Allah’ın müminlere bir lütfudur. Bolluğuyla, bereketiyle, insanlara sağlayacağı her türlü konforuyla ve huzur dolu ortamıyla her Müslümanın ulaşmak isteyeceği bu dönem, iman eden insanlar için dünya hayatında çok üstün bir mükafattır. Bu güzel dönemle müjdelenmek de kuşkusuz tüm Müslümanlar için çok büyük bir şereftir. |
Altınçağ Müjdesi
bereket etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bereket etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
22 Nisan 2010 Perşembe
Hz. Mehdi Döneminde Yaşanacak Güzel Hayat: Altınçağ
Etiketler:
adalet çağı,
ahir zaman,
Altınçağ,
Altınçağ'da Sanat,
barış,
bereket,
bilim ve teknolojide gelişmeler,
birlik,
bolluk,
dostluk,
Estetik Anlayışı,
güven,
güzel ahlak,
huzur,
Hz. Mehdi
21 Nisan 2010 Çarşamba
Altınçağ'da Sanat
| Sizin yanınızda olan tükenir, Allah'ın katında olan ise kalıcıdır. Sabredenlerin karşılığını yaptıklarının en güzeliyle biz muhakkak vereceğiz. Erkek olsun, kadın olsun, bir mü'min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz. (Nahl Suresi, 96-97) Kuran'da Allah'ın emirlerine uygun olarak yaşanan ortamların bir nevi "barış yurdu" na dönüşeceğine dikkat çekilmiştir. Ve bu ahlaktaki insanların hem dünyada daha fazla güzellikle karşılaşacağı, hem de ahirette sonsuz bir cennet hayatıyla ödüllendirilecekleri müjdelenmiştir: Allah barış yurduna çağırır ve kimi dilerse dosdoğru yola yöneltip-iletir. Güzellik yapanlara daha güzeli ve fazlası vardır. Onların yüzlerini ne bir karartı sarar, ne bir zillet, işte onlar cennetin halkıdırlar; orada süresiz kalacaklardır. (Yunus Suresi, 25-26) Kuran Ahlakının Yaşadığı Ortamda Sanat Kuran ahlakının hakim olduğu Altınçağ'da günlük yaşantının, sanat anlayışının, ekonominin, kısacası sosyal hayatı ilgilendiren her türlü konunun nasıl olabileceğini tahmin etmek mümkündür. Çünkü Kuran'da, hayatın her anını etkileyen bir anlayış tarif edilmektedir. Bunun temelinde ise her konuda, Allah'ın en fazla hoşnut olacağı, en güzel, en doğru ve akılcı olanı uygulamak vardır. Kuran'da tarif edilen bu anlayış ve akıl doğrultusunda, Altınçağ'da dünya tarihinde görülmemiş üstünlükte bir sanat anlayışının yaşanacağını söyleyebiliriz. Günümüzde, sanatın farklı alanlarıyla uğraşan insanların önemli bir bölümü, yaptıklarını bir meslek olarak düşünmektedirler. Bu insanlar için kazanç sağlamak genelde sanatlarından çok daha önce gelir. Bu ise hem yaptıklarını kaygı ve endişe içerisinde gerçekleştirmelerine, hem de asıl güzel gördüklerini ve içlerinden geleni değil de, maddi çıkar ve itibar kazanacakları şeyi yapmalarına neden olmaktadır. Bu nedenle de ortaya daha önce hiç denenmemiş yeni sanat eserleri çıkarmak için çaba sarf etmeleri gereksizdir. Ellerinde hazır ve kısa sürede maddi kazanç sağlayacak bir yol varken, zor olanı ve çaba gerektireni tercih etmezler. Geniş düşünmeye gerek duymazlar, çünkü önemli olan yapacakları işi bir an önce bitirip, karşılığını almalarıdır. Oysa bir sanatçı için en önemli konulardan biri geniş ve özgür düşünebilmesi ve sürekli yenilikler üretebilmesidir. Öte yandan, eğer bir sanatçı gerçekten ortaya çok kaliteli ve düzeyli eserler çıkarsa bile, bu sanatçıyı destekleyip eserlerini topluma ulaştırması gerekenler muhtemelen bunu "piyasa" açısından karlı bulmamakta ve desteklememektedir. Günümüzde pek çok kuruluş, kalite, düzey, anlam, estetik gibi sanatsal değerleri değil, sadece çok satmayı ve çok para kazanmayı düşündükleri için, "sanat" ve "sanatçı" etiketleri altında son derece kalitesiz, düzeysiz, anlamsız ve çirkin şeyleri topluma sunmaktadır. Altınçağ'da tüm bu olumsuzluklar ortadan kalkacaktır. Çünkü herkese ulaşan bir bolluk ve refah ortamı oluşacaktır. Dolayısıyla sanatla ilgilenen kimselerin maddi kaygıları kalmayacak, son derece huzurlu ortamlarda yeteneklerini gereği gibi kullanabileceklerdir. Sanatın İlahi bir güzellik olduğu anlaşılacak ve böylece sanata gereken önem verilecektir. Sanatçılar Allah'ın yarattıklarında gördükleri güzelliklerden aldıkları ilhamla benzersiz eserler ortaya koyabileceklerdir. Kuran ahlakından ve derinliğinden kaynaklanan bu eserlerde, benzersiz bir kabiliyet ve çok zengin bir akıl gücü olacaktır. Ahir zamanla birlikte sanatta yaşanacak olan büyük gelişmenin bir diğer nedeni ise, şu anda sanat dünyasında bir hayli yaygın olan "çirkinliği tasvir etme" eğiliminin ortadan kalkacak olmasıdır. Sözkonusu eğilim, materyalist felsefenin topluma hakim olması sonucunda yayılan nihilist ve karamsar fikirlerden doğmaktadır. Sanat adına, insanları karamsarlığa sürükleyecek, yaşamdan soğutacak, gerilim ve bunalıma sokacak ürünler ortaya konmakta, çirkinlik bir değer olarak görülmektedir. Resimlerin, heykellerin ya da müziklerin konuları, özellikle ölüm, acı, nefret, yalnızlık, amaçsızlık, anlamsızlık gibi konulardan seçilmektedir. Bu durum, inançsızlığın insan ruhunda meydana getirdiği karmaşa ve tahribatın doğal bir sonucudur. Ahir zamanda ise inançsızlığin doğurduğu tüm bu psikolojik buhranlar ortadan kalkacak, insanlık Kuran ahlakının getirdiği mutluluk, huzur ve güvene kavuşacak ve bunun doğal bir sonucu olarak sanat da çirkinlikleri değil, güzellikleri tasvir eden bir uğraşı haline gelecektir. İnsanın Çevresindeki Güzelliklerden İlham Alabilmesi Sanatın özünde, düşünmek, incelikleri fark edebilmek, gördüklerinden zevk alıp bunları başkalarının da zevk alabileceği şekilde sunabilmek yatar. Bu özelliklerin kaynağı ise Kuran ahlakıdır. Allah Kuran'da müminlere çevrelerinde gördükleri her varlığı incelemelerini, üzerinde düşünmelerini, Allah'ın yarattığı olaylardaki hikmetleri görebilmelerini emretmektedir. Allah'ın müminleri düşünmeye davet ettiği ayetlerden biri şöyledir: Üzerlerindeki göğe bakmıyorlar mı? Biz, onu nasıl bina ettik ve onu nasıl süsledik? Onun hiçbir çatlağı yok. Yeri de (nasıl) döşeyip-yaydık? Onda sarsılmaz dağlar bıraktık ve onda 'göz alıcı ve iç açıcı' her çiftten (nice bitkiler) bitirdik. (Bunlar,) 'İçten Allah'a yönelen' her kul için 'hikmetle bakan bir iç göz' ve bir zikirdir. Ve gökten mübarek (bereket ve rahmet yüklü) su indirdik; böylece onunla bahçeler ve biçilecek taneler bitirdik. Ve birbiri üstüne dizilmiş tomurcuk yüklü yüksek hurma ağaçları da. (Kaf Suresi, 6-10) Ayette bildirilenlerin her biri insanların hemen her gün rastladıkları varlıklardır. Ancak sadece çevresine hikmet gözüyle bakan müminler bitkilerdeki "gözalıcı ve iç açıcı" güzelliği fark edebilirler. Bir çileğin rengi, bir gülün kokusu, muzun kendine has kusursuz ambalajı, gökyüzünün yıldızlarla süslenmiş olması imanlı bir insana, diğer insanların asla kavrayamayacağı bir anlam ifade eder. Bu güzellikleri dile getirmenin, yorumlamanın, günlük hayatın içine taşımanın en önemli yollarından biri ise sanattır. Resim, müzik, dekorasyon gibi birçok sanat dalı da insanın içinde yaşadığı bu coşkuyu insanlara aktarabileceği yollardır. Altınçağ'da insanlar arasında Kuran ahlakı egemen olacağı için, Allah'ın yarattığı her varlık ve her olay insanlarda büyük bir coşku yaratacak ve bu coşkuları sanatlarına da yansıyacaktır. O dönemde sanat anlayışı çok üstün bir seviyede olacak, şehir düzenlemelerinde, yapılarda, bahçe düzenlemelerinde, sanat ve eğitim merkezlerinde bu üstün sanat anlayışı her yönüyle kendini gösterecektir. Dünyaya Allah'ın Kuran yoluyla insana kazandırdığı derinlikle bakan sanatçılar eserleriyle herkesi hayran bırakacaklardır. Yaptıkları her yenilik, denedikleri her çalışma benzersiz olacak, insanlara şaşkınlık dolu bir zevk verecektir. Altınçağ'da Sanatta Yaşanacak Gelişmeler Kuran ahlakına sahip bir toplumun sosyal hayatının nasıl olabileceğini Kuran ayetlerine bakarak anlamak mümkündür. Çünkü Kuran'a uyan insanlar akıl ve vicdanlarına uyarak en doğruyu, en güzeli hemen fark edebilir, olumsuzlukları ortadan kaldırabilirler. Dolayısıyla Kuran terbiyesi almış, hayatını bu ahlak üzerine kuran bir insanın müzik, resim, tiyatro, edebiyat gibi sanat dallarında da çok önemli hizmetleri olacaktır. Yukarıda örneklerini verdiğimiz gibi Allah Kuran'da hem günlük hayatta, hem de cennet hayatındaki sanat, estetik ve güzellik anlayışını müminlere bildirmiştir. Kuran'a bağlı olunduğunda, insanlar sanatı sadece müzik, edebiyat, resim gibi konularda kısıtlamazlar. Hayatın her alanında, sanat ve estetiği canlı tutmaya çalışırlar. Örneğin güzel konuşmak, nüktedan olmak, güzel ve göze hoş gelen mimik ve hareketlere sahip olmak, konuşurken sesi güzel kullanmak, zevkli ve kendine yakıştırarak giyinmek, ev dekorasyonu, bahçe düzeni, tadı ve görüntüsü açısından güzel yemekler yapabilmek, estetik sofralar hazırlamak, sevgi göstermek, örneğin bir çocuğa duyulan sevgi ve şefkati tüm içtenliği ile dile getirebilmek, veya aynı şekilde bir yaşlıya sevgi ve saygıyı en fazlasıyla gösterebilmek, misafir ağırlamak ve bunlar gibi birçok konuda müminler hep sanat anlayışlarını gösterirler. Altınçağ da her insanın yaşamında sanatın bir yönünü sergilediği, insanların daima oluşturdukları eserlerle, bakışları, konuşmaları, tavırlarıyla diğer insanlara güzellik sunmaya çalıştıkları bir dönem olacaktır. Altınçağ'da Sinema, Müzik, Tiyatro Alanlarında Yaşanacak İlerlemeler Altınçağ'da yaşanacak olan üstün sanat anlayışını anlayabilmek için, cahiliyedeki sanat üzerinde biraz düşünmek gerekir. Günümüz sanatçıları tarafından meydana getirilen sanat eserlerinin büyük bir bölümünde taklit, monotonluk ve daha önceden yapılan eserlerin tekrar edilmesi dikkati çeker. Çoğu kişi düşünerek, çaba sarf ederek yeni eserler üretmeye çalışmaz, var olan tekrar edilir. Zaman zaman diğerlerinden biraz farklı bir eser ortaya çıkaran kişiler bulunsa bile, bu eser daha sonra binlerce kez taklit edilir ve yapılan değişiklik çok kısa bir sürede önemini kaybeder. Herhangi bir müzik eserinin seslendirilmesinde bile çoğu zaman bir tekdüzelik yaşanır. Bir şarkı çok farklı enstrümanlarla, seste çok farklı iniş çıkışlar denenip, farklı farklı şekillerde yorumlanabilecekken, hep aynı kalıplar üzerinde çalışılır. Bunun altında da yeni fikirlere kapalı olunması, dar düşünülmesi ve insanlar arasında yaratılan rekabet ve çekişme yatar. Çoğu insan müzik konusuna da maddi bir çıkar ya da ün elde etmek niyetiyle yaklaştığından, ünlü olan kişileri ya da sevilen bir parçayı taklit ederek ön plana çıkmaya çalışır. Bu nedenle de müzikte hep belli akımların arkasından gidenler, birbirinden hiç farkı olmayan eserler ortaya çıkarırlar. Yeni bir akım çıkana kadar aynı ritm, aynı melodi, aynı sözler tekrar edilir. Tiyatroda da bu tip eserlerin ortaya çıkmamasının sebebi aynıdır. Yüzyıllardan bu yana hep mevcut olanlar, yeni düzenlemelerle tekrar edilir. Hatta hareketler ve konuşmalar bir yerden sonra o kadar tekdüzeleşir ki, devamlı bir tiyatro izleyicisi konuşmaları ezbere söyleyebilecek hale gelir. Kimin nerede ne tepki vereceğini hemen anlar. Günlük hayattan bir anı canlandırmak için yapılan konuşmada, normal hayatta olmayan mimikler, ses tonu, hitap şekli, üslup, tavırlar kullanılır. Oysa Kuran ahlakının yaşandığı Altınçağ'da herkes güzelliklerden hakkıyla zevk almayı öğrenecek, her konuda olduğu gibi sanatta da en güzelini, göze ve kulağa en hoş geleni seçecektir. Altınçağ'ın sağladığı refah ve bolluk ortamında sanatçılar herkesi hayran bırakacak eserler ortaya çıkarabileceklerdir. Gerek müzikte gerekse diğer sanat dallarında çok fazla sayıda ve birbirinden farklı eserler ortaya çıkacaktır ve bu eserler de birbirinin benzeri olmayacaktır. Daha önce hiç görülmemiş güzellikte müzik klipleri, eğlence şekilleri geliştirilecek, hayatın her anı çok zevkli hale getirilecektir. Elbette günümüzde de güzel eserler meydana getiren insanlar vardır. Ancak bu insanların sayısı baştan beri belirttiğimiz nedenler dolayısıyla kısıtlı kalmaktadır. Bu yüzden de şu an sadece belli yerlerde ve belli kişilerin istifade edebildiği güzellikler, sanat eserleri mevcuttur. Altınçağ'da ise bu güzellikler tüm insanların kullanımına sunulacaktır. Burada sayılanlar Altınçağ'da sanat alanında sağlanacak ilerlemelerden sadece bir kaç örnektir. Kuran'a eksiksizce tabi olunduğu her ortamda müminlerin hayatı hem sanatsal açıdan hem de zenginlik, bolluk ve bereket açışından eşsiz bir güzellik içinde olur. Allah, insanlar samimi olarak iman ettikleri taktirde onları nasıl nimetlerle ödüllendireceğini, bu nimetlerden mahrum kalmalarının tek nedeninin ise, inkar etmeleri olduğunu şöyle bildirir: Eğer insanlar (Allah'a karşı isyanda birleşip) tek bir ümmet olacak olmasaydı, Rahman'ı (Allah'ı) inkar edenlerin evlerine gümüşten tavanlar ve üzerinde çıkıp-yükselecekleri merdivenler yapardık. Evlerine kapılar ve üzerinde yaslanıp-dayanacakları koltuklar ve (daha nice) çekici-süsler (de verirdik)… (Zuhruf Suresi, 33-35) |
Etiketler:
Adnan Oktar,
ahir zaman,
Allah,
Altınçağ'da Sanat,
bereket,
bolluk,
Estetik Anlayışı,
güzellik,
Harun Yahya,
Kuran ahlakı,
Mehdi ve Altınçağ,
sanat
Altınçağ'daki Üstün Estetik Anlayışı ve Teknolojide Yaşanacak Gelişmeler
|
Mehdiyet Dönemi Müslümanların, Musevilerin Ve Hıristiyanların Birlikte Huzur İçinde Yaşayacakları Bir Dönemdir
| İnsanlar, bal arılarının beyleri etrafında toplanması gibi, Hz. Mehdi (as)'nin çevresinde toplanırlar. (Hz. Mehdi (a.s.)) Daha önce zulümle dolu olan dünyayı, adaletle doldurur. Adaleti o denli olur ki, uykuda olan bir kimse dahi uyandırılmaz ve BİR DAMLA KAN BİLE AKITILMAZ. Dünya, adeta asrı saadet devrine geri döner. (El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 29 ve 48) Hz. Mehdi (as), Peygamber (sav)’in yolunda gidecek, uyuyan kişiyi uyandırmayacak, KAN DA AKITILMAYACAKTIR. (Muhammed B. Resul Al-Hüseyni El Berzenci, Kıyamet Alametleri, Pamuk Yayınları, Kıyamet Alametleri, s. 163) (Hz. Mehdi (a.s.)) Zamanında ne bir kimse uykusundan uyandırılacak, NE DE BİR KİMSENİN BURNU KANAYACAKTIR. (El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 44) Ona (Hz. Mehdi (as)'ye) biat edenler, (Kabe civarındaki) rükun ve makam arasında biat ederler. Uyuyanı uyandırmaz, ASLA KAN DÖKMEZLER. (El-Heytemî, El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 24) Bu (Emir) de (Hz. Hz. Mehdi (a.s.)) insanlar yeryüzünü daha önce zulüm ile doldurdukları gibi YERYÜZÜNÜ ADALETLE DOLDURACAKTIR. (Sünen-i İbn-i Mace, 10/348) Zulüm ve fıskla dolu olan DÜNYA, O (HZ. MEHDİ (A.S.)) GELDİKTEN SONRA ADALETLE DOLUP TAŞACAKTIR. (El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 20) HZ. MEHDİ (A.S.)'NİN ZAMANINDA ADALET O KADAR BOL OLACAK Kİ, zorla alınan her mal sahibine geri iade edilecektir. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 23) ONUN (HZ. MEHDİ (A.S.)’NİN) ADALETİ HER YERİ KAPLAYACAK ve insanlar arasında Hz. Peygamberin sünnet-i seniyyesi ile muamele edecektir. Hatta birisinden, mala ihtiyacı olan kim varsa çağırmasını söyleyecek, o kişi emrini yerine getirdiğinde, sadece bir kişi gelecektir. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 20) Kıyametin kopması için zamanda sadece bir günden başka vakit kalmamış da olsa Allah benim Ehl-i Beyt'imden bir zatı (Hz. Mehdi (a.s.)'yi) gönderecek yeryüzü zulümle dolduğu gibi, O YERYÜZÜNÜ ADALETLE DOLDURACAK. (Sünen-i Ebu Davud, 5/92) Hz. Mehdi (a.s.) bendendir, yeryüzü zulüm ve işkence ile dolduğu gibi, ONU DOĞRULUK VE ADALETLE DOLDURUR. (Süneni-i Ebu Davud, 5/93) Kap su ile dolduğu gibi YERYÜZÜ BARIŞLA DOLACAKTIR. Hiçbir kimse arasında bir DÜŞMANLIK KALMAYACAKTIR. VE BÜTÜN DÜŞMANLIKLAR, BOĞUŞMALAR, HASETLEŞMELER MUHAKKAK KAYBOLUP GİDECEKTİR. (Sahih-i Müslim, 1/136) ... Cenab-ı Hak İslamı nasıl Bizimle başlatmışsa O'nunla (Hz. Mehdi (a.s.) ile) sona erdirecektir. Nasıl, Bizimle onlar aralarındaki ŞİRK VE ADAVETTEN (HUSUMET VE DÜŞMANLIKTAN) KURTULMUŞ VE KALPLERİNE ÜLFET (DOSTLUK) VE MUHABBET (SEVGİ) YERLEŞMİŞSE, (HZ. MEHDİ (A.S.) GELİŞİ İLE) YİNE ÖYLE OLACAKTIR. (Ahir Zaman Mehdisi'nin Alametleri, Celalettin Suyuti, s. 20) ... ONUN (HZ. MEHDI (A.S.)) DÖNEMINDE IYI INSANLARIN IYILIĞI ARTAR, KÖTÜLERE KARŞI BILE IYILIK YAPILIR." (Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 17) Peygamber Efendimiz (sav)’den rivayet edilen hadislerin açıkça gösterdiği gibi, Hz. Mehdi (a.s.) döneminde yeryüzünde tam bir barış hakim olacak, sevgi ve şefkat egemen olacaktır. Bütün Müslümanlar, Museviler ve Hıristiyanlar rahatlık, huzur ve barış içinde yaşayacaklardır. Hz. Mesih (a.s.) döneminde de aynı huzur, bereket ve barış ortamı devam edecek, onun döneminde ona inanmayan tek bir kişi bile kalmayacak, bütün dünya iman edip Müslüman olacaktır. Cenab-ı Allah ayetiyle bunu bildirmiştir: Andolsun, Kitap Ehlinden, ölmeden önce ona (Hz. İsa’ya) inanmayacak kimse yoktur. Kıyamet günü, o da onların aleyhine şahid olacaktır. (Nisa Suresi, 159) Hz. Mesih (a.s.) döneminde Kitap Ehli’nin tamamı, yani tüm Museviler ve tüm Hıristiyanlar kendi istekleri ile Müslüman olacaklardır. Bütün dünya Müslümanlığa dönecek, İsrail de Müslüman olacaktır. Bu, zorlayarak değil, sevgi ve şefkatle gerçekleşecektir. Her Hıristiyan, her Musevi, kendi isteği ve kendi kanaati ile severek İslam dinini seçecektir. Kitap Ehli’ne yönelik hiçbir zorlama ve baskı olmayacak, gönülden kalpten İslam’a yöneliş olacaktır. Hz. Mehdi (a.s.), Kitap Ehli’ne İncil’in ve Tevrat’ın aslı ile hükmedecektir Hz. Mehdi (as) Kuran’ın güzel ahlakını Müslümanlara aktaracak ve Müslümanları güzel ahlaka, Kuran ahlakına davet edecektir. Hıristiyanlara ise İncil’in gerçeğiyle; yani bozulmamış kısmıyla, Musevilere ise Tevrat’ın aslıyla, yani gerçek Tevrat'la hükmedecektir. Dolayısıyla Hz. Mehdi (a.s.), Hıristiyanları ve Musevileri İslam'a dönmeleri için hiçbir şekilde zorlamayacak; onlara Tevrat ve İncil'in Kuran'a uygun kısımlarıyla hükmedecektir. Bu Peygamberimiz (sav)'in bir hadisinde şöyle bildirilmektedir: "Hz. Mehdi (a.s.)… Yahudiler arasında Tevrat'la, Hıristiyanlar arasında İncil'le hükmedecektir." (Cabir b. Yezid el-Co'fi, İmam Muhammed Bakır-dan rivayet ediyor.) Allah'tan bir mucize olarak Hz. Mehdi (a.s.)'ın devrinde İncil'in ve Tevrat'ın orijinalleri de bulunacaktır. Peygamberimiz (sav), Hz. Mehdi (a.s.) döneminde, hak kitapların bozulmamış halllerinin bulunacağını şöyle bildirmektedir: ...Hz. Mehdi (as)'ın Mehdi diye isimlendirilmesinin sebebi şudur ki; gizli bir işe doğru yönlendirilecek, Tevrat ve diğer Semavi kitapları Antakya'da bir mağaradan çıkartacak... (Cabir b. Yezid el-Co'fi, İmam Muhammed Bakır-dan rivayet ediyor.) Kuşkusuz ki, Hz. Mehdi (as), Mehdi diye adlandırılmıştır. Çünkü O, Şam dağlarından bir dağa doğru hidayet olunur (yönlendirilir) "Tevrat" kitaplarını oradan çıkartır ve onlara dayanarak Yahudilerle münazara (bir konu üzerinde yapılan tartışma) eder ve (sonuçta) bir grup Yahudi O'nun eliyle Müslüman olur. (Harun b. Maruf; Zamra b. Rabia'dan, Abdullah b. Şevzeb'den rivayet ediyor.) Kuran’a Göre Müslümanların Kitap Ehli’ne Davranış Biçimi Her Zaman Sevgi ve Şefkate Dayalıdır Kuran’da bütün Müslümanlara öğütlenen davranış şekli, Kitap Ehli’ne sevgi, saygı şefkat ve merhamet ile yaklaşmak, onları koruyup kollamak, onların ihtiyaçlarını en güzel şekilde karşılamak şeklindedir. Kitap Ehli’nin hükmü Kuran’da açıkça belirtilmiştir, bu hüküm Peygamberimiz (sav)’in fiili sünnetiyle de çok açıktır. Kitap Ehli bizim Lailaheillallah kardeşlerimizdir; Ermeniler, Museviler, Ortodokslar, Protestanlar, tüm Hıristiyan alemi, hepsi kardeşimizdir. Hepimiz aynı Allah’a inanıyoruz. Musevilerle de, Hristiyanlık aleminde de, Müslümanlıkta da aynı Allah inancı vardır. Her birimiz Hz. İbrahim (a.s.)’ın torunlarıyız. Üç dinin mensupları da aynı temel inançlara sahiptirler, o yüzden Kitap Ehli’nin varlığı zaten büyük bir nimettir. İslamiyet yalnızca Müslümanların rahatlığı ve huzuru üzerine kurulu değildir. Kuran, Kitap Ehli’nin de var olduğunu belirtmektedir. Kuran’a göre Kitap Ehli da rahat edecek, huzur içinde yaşayacak ve Müslümanlar tarafından korunacaklardır. Kitap Ehli ile kardeşçe yaşamak, onlarla görüşmek, konuşmak, sohbet etmek bir güzelliktir. Kuran’a göre Kitap Ehli ile evlenilebilir, onların yemeklerinden yenilir, onlarla ticari ilişkiler içinde olunabilir, sosyal bağlantılar kurulabilir. Kitap Ehli’ne şefkat ve sevgi, İslam dininin bir gereğidir, Müslümanlar için bir ibadettir. Allah ayetinde şöyle belirtir: Bugün size temiz olan şeyler helal kılındı. (Kendilerine) Kitap verilenlerin yemeği size helal, sizin de yemeğiniz onlara helaldir. Mü'minlerden özgür ve iffetli kadınlar ile sizden önce (kendilerine) kitap verilenlerden özgür ve iffetli kadınlar da, namuslu, fuhuşta bulunmayan ve gizlice dostlar edinmemişler olarak -onlara ücretlerini (mehirlerini) ödediğiniz takdirde- size (helal kılındı.) Kim imanı tanımayıp küfre saparsa, elbette onun yaptığı boşa çıkmıştır. O ahirette hüsrana uğrayanlardandır. (Maide Suresi, 5) Kitap Ehli’ne sevgi ve şefkat gösterilmesi ile ilgili Kuran ayetlerini buradan okuyabilirsiniz. Peygamber Efendimiz (sav)’in Kitap Ehli ile ilgili bazı hadisleri şöyledir: “Bir zimmiyi (Kitap Ehli’nden sorumluluk altına alınan kişiler) haksız yere öldüren cennetin kokusunu duyamaz. Halbuki onun kokusunu kırk yıllık yoldan duyabilir.” (Buhari, Cizye, 5) “Her kim zımmiye zulmeder veya taşımaktan aciz olduğu yükü yüklerse, o kimsenin hasmıyım.” “Kim bir muahime zulmeder veya gücünün üstünde bir iş yükler ya da zorla ondan bir şey alırsa kıyamet günü ben onun hasmıyım.” (Ebu Davud, Harac, 31-33) “Kim bir zimmiye eziyet ederse ben onun davacısıyım. Ben kime (bu dünyada) davacı olursam, kıyamet gününde de davacı olurum." (Acluni, Keşfu'l-Hafa' II, 218) “Sakının! Kim, böyle insanlara (yani kendileriyle anlaşma yapılmış olanlara) zalim ve sert olursa, onların haklarını kısarsa veya tahammül edebileceğinden fazlasını yüklerse veya hür iradeleri dışında onlardan bir şey alırsa, hüküm günü onlardan ben davacı olacağım.” (Ebu Davut, Cihat; (İslamda Devlet Nizamı, Ebu-l A'la-El Mevdudi, Hilal Yayınları, 1967, s. 71) Hz. Ömer zamanında fethedilen ülkelerin hiçbirinde, tek bir ibadet yerine bile, hiçbir zaman saygıda kusur edilmemiştir. Ebu Yusuf yazıyor: "Bütün ibadet yerleri olduğu gibi bırakıldı. Ne onlar yerle bir edildi, ne de mağluplar eşya ve mallarından yoksun bırakıldı." (Ebu Yusuf, Kitab-ül Haraç; İslamda Devlet Nizamı, Ebu-l A'la-El Mevdudi, Hilal Yayınları, 1967, s. 74) Hz. Ali: "Her kim ki bizim zımmimizdir, onun kanı bizimki kadar kutsaldır, malları bizim mallarımız kadar tecavüzden masundur" dedi. Başka bir kaynakta, Hz. Ali'nin şöyle dediği naklediliyor: "Zımmi durumunu açıkça kabul edenlerin malları ve hayatları bizimki (yani Müslümanlarınki) gibi kutsaldır." (İslamda Devlet Nizamı, Ebu-l A'la-El Mevdudi, Hilal Yayınları, 1967, s. 76) Hz. Peygamber (s.a.v.), Hıristiyan olan İbn Harris b. Ka'b ve dindaşlarına yazdırdığı anlaşma metninde: "Şarkta ve Grapta yaşayan tüm Hıristiyanların dinleri, kiliseleri, canları, ırzları ve malları Allah'ın, Peygamber'in ve tüm müminlerin himayesindedir. Nasraniyet dini üzere yaşayanlardan hiç kimse kerhen İslam'a icbar edilmeyecektir. Hıristiyanlardan birisi herhangi bir cinayete veya haksızlığa maruz kalırsa Müslümanlar ona yardım etmek zorundadırlar" maddelerini yazdırdıktan sonra: "Ehl-i Kitap ile ancak en güzel yöntemlerle mücadele edin... (Ankebut, 29/46) ayetini okudu.” (İbn Hişam, Ebu Muhammed Abdulmelik, (v.218/834), es-Siretü'n-Nebeviyye, Daru't-Turasi'l-Arabiyye, Beyrut, 1396/1971, IV/241-242; Hamidullah, el-Vesaik, s.154-155, No.96-97; Doğu Batı kaynaklarında birlikte yaşama, s.95) Kuran’da Baskı ve Zorlama Yoktur, Her Türlü Terör ve Şiddet İslam’a Göre Haramdır Kuran’a göre İslam’da kesin olarak zorlama ve baskı yoktur. Yüce Rabbimiz ayetlerinde bu hükmü kesin olarak belirtmiştir: Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. Şüphesiz, doğruluk (rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu tanımayıp Allah'a inanırsa, o, sapasağlam bir kulba yapışmıştır; bunun kopması yoktur. Allah, işitendir, bilendir. (Bakara Suresi, 256) Onlara 'zor ve baskı' kullanacak değilsin. (Gaşiye Suresi, 22) Biz onların neler söylediklerini daha iyi biliriz. Sen onların üzerinde bir zorba değilsin; şu halde, Benim kesin tehdidimden korkanlara Kur'an ile öğüt ver. (Kaf Suresi, 45) İslam'da şiddetin hiçbir şekilde yeri yoktur. Kuran’a göre savaş, yalnızca can, mal, ırz güvenliği tehlikeye düştüğünde ancak bir savunma amacıyla yapılabilir. Böyle bir durumda dahi Müslümanlar asla ileri gitmemekle, esir almaları durumunda esirlere nazik davranmakla, hatta kendileri açken bile esirlere öncelikli yemek vermekle, bir an önce barışı sağlamakla, mazlumları ve sivilleri korumakla yükümlüdürler. Nitekim Peygamberimiz (sav)'in hayatı incelendiğinde, İslam'ın bu konuda gerekli kıldığı tavır açıkça görülmektedir. Peygamber Efendimiz (sav) ve sahabeler, Mekke'de yaşadıkları 13 yıl boyunca Mekkeli müşriklerin akıl almaz işkencelerine, saldırılarına, iftiralarına maruz kalmışlar, evlerinden zorla çıkarılmışlar, ölümle tehdit edilmişlerdir. Yapılan bunca saldırı ve baskıya rağmen asla şiddete başvurmamışlardır. Mekke'deki baskıların çok artmasının ardından Medine'ye hicret etmişler, Medine döneminde de sadece kendilerini savunmak amacıyla mecburi savaşlara katılmışlardır. Örneğin, Bedir savaşı, Mekkeli müşriklerin ordularını toplayıp Müslümanları şehit etmek amacıyla atakta bulunmaları üzerine çıkmıştır. Hendek savaşı da Müslümanların, kendilerini korumak için şehrin etrafına hendekler kazdıkları, tamamen bir savunma savaşıdır. Kısaca geçmişteki savaşlar, putperestlerin doğrudan azgınca saldırıda bulunmaları sonucunda mecburiyetten kaynaklanan savunma savaşlarıdır. Hiçbiri atak savaşı değildir. Kuran’ın derinliğini görüp anlayabilen bir insan, Kuran’da asıl olanın hep affetmek olduğunu da rahatlıkla anlayabilir. Kuran’da Allah, savaş durumunda aşırı gitmemeyi, savaş halindeki bir topluluk savaşı durdurduğu takdirde Müslümanların da durması gerektiğini haber verir: Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda savaşın, (ancak) aşırı gitmeyin. Elbette Allah aşırı gidenleri sevmez. (Bakara Suresi, 190) Onlar, (savaşa) son verirlerse (siz de son verin); şüphesiz Allah, bağışlayandır esirgeyendir. (Bakara Suresi, 192) Yine Kuran’da savaşta esir alınanların, affedilmesi ve salıverilmesi öğütlenmiştir. Allah, cinayet işlenmesi durumunda bile, suçlunun affedilmesinin daha hayırlı olacağını Kuran’da bildirmiştir. Müslümanın Kuran’a göre yükümlülüğü, hep Allah rızası için en hayırlısını seçmektir. Cinayette dahi Allah, affetmeyi hayırlı gördüğüne göre, Müslümanın asıl yerine getirmesi gereken hüküm budur. İslam, şefkat, merhamet, sevgi, barış ve huzur dinidir. İlan edilmemiş bir savaşı, şahısların saldırılarla başlatmasına terör denir. İslam dininde ise, devlet terörü de, şahsi terör de kesin olarak kabul edilemez. İslam’a göre savaş hukuku bellidir. İki taraf arasında barış anlaşması varsa, barış şartlarına uyulması İslam’a göre şarttır. İki taraf arasında savaşın başlatılabilmesinin ise Kuran’a ve sünnete göre şartları vardır. Bu şartlara uyulması bir Müslüman için zorunluluktur. Ancak bu şartlar gerçekleştiğinde devlet savaşı ilan edebilir. Savaş ilan edildiğinde ise, bu savaşın yukarıda belirttiğimiz Kuran ahlakına uygun ve meşru şekilde yapılması şarttır. Savaş şartlarına uymaksızın kan dökülüyorsa; barış yapıldıktan sonra, eğer şahıslar veya devletler şahsi kan dökmeye yönelmişlerse, cinayet eylemleri gerçekleştiriyorlarsa, buna terör denir. İslam dini ise terörü lanetlemektedir. KİTAP EHLİ, MÜSLÜMANLARIN KORUMASI ALTINDADIR. Adnan Oktar’ın 24 Ocak 2010 tarihli Gaziantep Olay TV röportajından Konuyla ilgili Sayın Adnan Oktar’ın açıklamaları şu şekildedir: Sunucu: Ayşegül Çayırgan’ın sorduğu soruyu okuyorum ‘Hocam birkaç gün önce kiliseden çıkan 6 tane Kıpti Hristiyan üzerlerine ateş açılmak suretiyle öldürüldüler. Bütün batıdaki gazete ve radyolarda bu olay, Müslüman bir ülkede geçtiği için, olumsuz şekilde işlenmeye başladı. Mısır hükümeti konuyla ilgili bir açıklama yapmıyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Adnan Oktar: Şimdi son zamanlarda bir kısım Hıristiyan arkadaşlarımız, kardeşlerimiz Müslümanların tarih içerisinde son zamanlarda da böyle kan dökücü, zalim, olay çıkaran, demokrasiyi, hakkı, hukuku tanımayan insanlar gibi göstermeye pek meraklılar. Geçmişteki savaşlardan örnekler veriyorlar. özellikle Amerikalı protestan kardeşlerimiz böyle konuşuyorlar evanjelikler. Eğer geçmişteki savaşlardan örnekler verecek olursak, mesela Hiroşima’da bir anda onbinlerce insanı katlettiler. Nagasaki’de bir anda onbinlerce insanı katlettiler. Orada Müslüman da vardı, Hıristiyan da vardı, her dinden insan vardı. Peki bu hangi hukukla yapılıyor? Değil mi? Birçok ülkede kan döktüler, Afganistan’da kan döktüler, Irak’ta kan döktüler. Hangi hukukla yapıldı bu? Değil mi? Yani Müslümanlar bunu “İncil’e uyanlar böyledir, Hıristiyanlar böyledir, kan dökücüdür” şeklinde yorumlamadı. Biz dedik ki “Bu mason ruhudur, masonluğun bir gereğidir. Müslüman olmayan, Hıristiyan da olmayan, dinsiz imansız adamlar bunu yapıyor” dedik. Hiçbir şekilde bunu Hıristiyanlığa mal etmedik. Hıristiyanlığı sorumlu tutmadık bu konuda. Dolayısıyla, Hıristiyan arkadaşlarımızın da bir olay olduğunda Müslümanlığı sorumlu tutmaları yanlış olur, bu alışkanlıklarından vaz geçecekler. Kuran’da tamam savaş vardır fakat can, mal, ırz güvenliğine saldırı olduğunda nefsi savunma vardır. Yani adamın evine girmişler silahla tüfekle baskın var, camı çerçeveyi indirmişler, kurşun sıkıyorlar. Adam ne yapabilir böyle bir durumda? Mahkemeye mi versin onları? Yani ne yapması gerekiyor? Kaçsa kaçamaz. Değil mi? Yapılacak şey nedir? Canını kurtarmaktır, nefsi müdafaadır. Nefsi müdafaada yapılacak şeyler vardır. Mesela insanlar önce bir havaya ateş ediyorlar. Tehdit ediyorlar, havaya ateş ediyorlar, olmazsa canının fazla yanmayacağı şekilde veya ölmeyeceği şekilde onu yaralayarak durdurmaya çalışıyorlar. Bu nefsi savunmadır. Bunun başka bir yolu var mı? Ani bir saldırıda başka yolu var mı? Kaçamadığına göre? Peki bunda ayıplanacak, hata olarak görülecek ne var? Müslümanlar o dönemde müthiş baskı görüyorlardı, muazzam zulüm görüyorlardı, hendek içine konup yakılıyorlardı, petrolle. Ee ne yapsın? Ne yapması gerekiyor? Geceyarısı baskın var. Adam kılıçla, mızrakla gelmiş baskına. “Hoşgeldiniz gelin buyrun çay içelim” mi diyecekler? Ne desinler? Tabi ki kendilerini savunuyorlar. Ee savunurken de can kaybı olabilir. Bu anormal birşey değil. Çünkü karşı taraf senin zaten canını almaya gelmiş. Yani tam üsturuplu olarak kendini o anda insanın savunması çok güç olur, toplu saldırıda. “Ben adamı bayıltıyım, etkisiz hale getireyim”. O zamanın şartlarında zaten bayıltıcı bir imkan da yok. Ne yapabilirler? Dolayısıyla bu konuda Müslümanları ayıplamak çok yanlıştır, eleştirmek çok yanlıştır. Onlar kendi kendilerini eleştirsinler. Yapılanlarda en ufak bir hata yoktur Peygamber Efendimiz zamanında. Hiçbiri atak savaşı değildir. Adnan Oktar: Ve hep affetmeye yöneliktir. Mesela diyor ki Cenab-ı Allah “Aşırı gitmeyin. Dururlarsa siz de durun” diyor Allah (cc) ayette ve “esirleri salın, esirlere güzel davranın” diyor Allah. Ne kadar mükemmel bir izah bu, ne kadar insancıl bir izah. Bir cinayet olduğunda diyor ki Allah, cinayet, bakın, kısas sizin hakkınızdır diyor Allah, yani normalde idamdır cezası cinayetin. Ama affederseniz sizin için daha hayırlıdır diyor. Müslüman affı seçeceğine göre, daha hayırlı olanı seçeceğine göre, o zaman nedir? Burada şefkatin, merhametin, sevginin en yükseğini görmüş olmuyor muyuz? Cinayet gibi böyle muazzam bir zulmu affetmek ne demektir? Allah “affederseniz daha hayırlıdır sizin için” diyor. Dolayısıyla islamiyet, şefkat, merhamet, sevgi dinidir. Ama İncil de böyledir, Tevrat’ta böyledir. Yani muharif halinde bile yine bu güzel yönleri muhafaza etmiştir. Dolayısıyla Müslümanları orada burada provoke edip, öldürüp, asıp kesip, üç beş psikopatın yaptığı bir olayı da Müslümanlara mal etmeye kalkmak! Bundan vaz geçecekler, çok yanlış birşey, bir de bu cinayet işleyenlere bakıyoruz ki, ya İngiltere’de eğitim görmüşler, ya Amerika’da eğitim görmüşler, Darwinist, materyalist eğitimden geçmişler. Böyle tasavvuf terbiyesi almış, aklı başında, veya bir Nur talebesi düşünelim. Hiç dünyanın herhangi bir yerinde bir Nur talebesinin bir cinayete adı karıştığı görülmüş mü? Oktar Babuna: Görülmemiş inşaAllah. Adnan Oktar: Değil öyle, bir yaralamaya adı karışmış mı? Milyonlarca Nur talebesi var, asla yapmazlar. Mesela bir Sufinin, bir tarikat mensubunun, farz edelim mesela yurt dışında, Şaziniler var, Nakşibendiler var, yurtdışında, bu insanlarda hiç böyle bir şeye rastlıyor muyuz biz? Veyahut bir fıkıh aliminin, güzel Ehl-i Sünnet terbiyesi almış bir alimin bu tarz birşey yaptığını görmüş müyüz biz? Görmemişiz. Kimlerde görmüşüz? İbn-i Miskeveyhçi, Darwinist, materyalist, evrimi savunan, sosyalizme sempatisi olan, Che hayranı, Ho Shi Minh hayranı, Lenin’in düşüncelerini islam’la bağdaştırmaya çalışan, böyle aşağılık kompleksi içinde olan tipler, dolayısıyla, bunları bir ayrı tutmaları lazım, biz gerçek Müslümanları kastediyoruz. Gerçek Müslüman, her zaman için şefkatli, merhametli, sevgi doludur. (Sayın Adnan Oktar’ın 09.01.2010 tarihli Kral Karadeniz ve Kanal 9 röportajından) |
Etiketler:
Adnan Oktar,
bereket,
bolluk,
Harun Yahya,
Hristiyanlar,
huzur,
kardeşlik,
Mehdi ve Altınçağ,
Mehdiyet Dönemi,
Museviler,
Müslümanlar,
sevgi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)